MERHABA BEN MURAT CAN ŞANLI TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ DOĞRU YERDESİNİZ... (sitede görünen reklamların sitemizle ilgisi yoktur...)

   
 
  MEMLEKETLER NASIL KALKINIR VEYA GERİLER?

Günlerden bir gün, Fatih Sultan Mehmed Edirne'ye gitmeye ka­rar vermişti. Yola çıkılırken âdet üzere âlimler de kendisini uğur­lamaya gelmişlerdi. Alimler top­luluğunun içinde, Fatih'in gözü, Kırımlı âlim Ahmed bin Abdullah Hoca'ya takıldı. Kırım'da âlime ve ilme itibar kalmayınca Osmanlı ülkesi­ne hicret eden âlimlerden biri olan bu zatı, ba­bası II. Murad Han Merzifon'da yaptırdığı medreseye müderris tayin etmişti. Daha sonra Sultan Fatih, onu İstanbul'a getirterek bizzat kendi ilim halkası içine almıştı. Fatih'in uzun zamandır zihnine takılan bir soru vardı. Aklına gelmişken, cevabını öğrenmeyi istedi. Hoca Efendiyi derhal yanına çağırttı, aralarında şöyle bir konuşma geçti:

- Hocam, Kırım diyarı gayet mamur ve âlimleri ve sâlihleri de sayılamayacak kadar çökmüş. Hattâ orada 600 müfti, 300 kadar da ki­tap yazacak güçte âlim, gayet rahatlıkla yaşarlar, hürmet görürlermiş. Bana böyle anlamlar. Bu rivayet doğru mudur?
-    Evet Padişahım, öyle imiş. Biz o gelene­ğin son günlerine yetiştik. Eski mükemmeliyeti­ni değil, o kemâlden arta kalan kısmını görebil­dik. Bizim zamanımızda ilme ve âlimlere rağbe­tin, artık o eski haşmeti kalmamıştı.
-    Sübhanâllah! ilme ve âlime hürmette o kadar ilerledikten sonra, bu derece yozlaşmanın sebebi ne ola ki?
Böyle oluşuna bir vezir sebep oldu. Bu adam, çok kötü ahlâklı, zalim bir kişiydi. Gözü doymak bilmeyen bir fâsık olduğundan halkın mal ve mülkünü ellerinden almaktan başka bir şey düşünmezdi. Aynı zamanda pek cahil oldu­ğundan, ilmi hakir görür, ulemayı sevmezdi.İlim öğrenerek halkın gözü açılıp uyanırlarsa,kendisine karşı bir ayaklanma ve ihtilâl çıkara­caklarından korkardı. Bilgili ve aydın insanları birbirinden ayırır, türlü bahanelerle sürgün eder, aralarına ikilik sokmağa çalışırdı.   İşte onun yüzünden memleket harab ve halk perişan oldu.
Bilirsiniz âlimler (aydınlar) bir ülkenin kalbi gibidir. Kalp hastalandı mı bütün vü­cudun sağlığı bozulmuş demektir.
Bu sözler Fatih üzerinde büyük etki bırak­mıştı. Bir müddet düşünceye daldı. Sonra Vezi­riazam Mahmud Paşa'yı yanına çağırtarak Ho­canın söylediklerini ona da nakledip:
Lala, sen ne dersin? Koca bir ülkenin ha­rap oluşuna, halkının huzursuzluk içinde kalışı­na ve ilmin alçalışına, bak senin gibi bir vezirin zulmü ve liyakatsizliği sebep olmuş!
Mahmud Paşa Osmanlı tarihinin çok de­ğerli siyaset, askerlik ve idare adamlarından bi­riydi. Bilgili ve mütefekkir bir zattı.
Padişaha karşı protokol gereği olan hürmet başlangıcını yapaktan sonra cevap verdi:
Hayır Padişahım, kulunuz o fikirde değil­dir. Vezir denen kişi kimdir ki? Vezir, Padişahın
iradesiyle o makama gelen ve yine bir emriyle oradan atılan bir âciz kul değil midir?
Sorumluluğun bası hükümdardadır. Ve memleket, öyle bir zalim ehliyetsizi vezir yapıp da bütün hükümet işlerini ona bırakan hükümdarın basiretsizliğinden harap oldu. Bu işteki asıl mesuliyet hükümdara düşer ve zulmün asıl sebebi kendisidir. Hükümdarın işleri ehline vermesi ve kamu görevlerine ehliyeti olanları seçmesi onun sorumluluğu içindedir.
Ülkelerin bayındır veya harap oluşları hükümdarların yüzünden ve millet emanet­lerini ehliyetsizlere verişlerindendir.
Böyle zalim, cahil kimseler iş basma geçirilip de memleket idaresi onlara bırakılır ve masum halka öyleleri musallat kılınırsa, onların zulümleri yüzünden ortaya çıkan çö­küntü ve yıkıma sebep olarak yalnız veziri göstermek insafsızlıktır.
Baş Vezir'in cevabını Fatih çok beğenmişti.
- Doğru söylersin lala, dedi. Cevabın akıllı­cadır ve gerçek olan da budur.
 


TÜRKİYE'DE TARİH EĞİTİMİNİ YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR

(Sonucu göster)


Reklam
 
GÜNCEL DÖVİZ KURLARI
 
GÜNCEL ALTIN FİYATLARI
 
KÖŞE YAZILARI
 
 
Bugün 20 ziyaretçi (1481 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=