MERHABA BEN MURAT CAN ŞANLI TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ DOĞRU YERDESİNİZ... (sitede görünen reklamların sitemizle ilgisi yoktur...)

   
 
  TARİH SÖZLÜĞÜ

 

TARİH SÖZLÜĞÜ
A
Abide: Gelecek nesillere bir olayı hatırlatmak için dikilen anıt
Abluka: Bir ülkenin veya bir yerin dışarı ile olan her türlü bağlan­tısını kuvvet kullanarak kesme, kuşatma
Acemi Ocağı: Osmanlılarda yaya kapıkulu askerlerine kaynak ol­mak üzere kurulan teşkilat XIV yüzyılda Çandarlı Kara Halil ve Molla Rüstem'in teşebbüs ve çalışmaları üzerine I. Murat zama­nında kurulmuştur.
Adem-i Merkeziyet: Merkeze ait genel hizmetlerden ve yürütme yetkilerinden bir bölümünün yarı özerk ve bağımsız taşra cirimle­rine bırakılması
Adliye Nezareti: Osmanlı Devleti'nde adalet teşkilatının Dağlı ol­duğu en üst makam. Adalet Bakanlığı
Afaroz: Papalar tarafından verilen bir ceza Afaroz edilen kişi Hıristiyanlıktan çıkartılmış sayılırdı.
Ahval: Durum, haller
Ağnam Resmi: Koyun ve keçilerden alınan örfi vergilerden birisi
Akçe: Osmanlı Devletinin ilk zamanlarından 1587 yılına kadar kullanılan para birimi
Akıncı: Osmanlı Türklerinin hafif süvari kuvvetlerine verilen isim çok hızlı hareket ettikleri için böyle adlandırılmıştır. Akıncılar hudutlara yakın bölgelerde bulunurlar, yaz ve kış aylarında munta-zam bir programla düşman arazisine akın ederek mal. para ve esir elde etmekle beraber düşman ve düşman memleketleri hak­kında her çeşit bilgiyi toplayarak devlet merkezine ulaştırırlardı.
Akvam-ı Osmaniye: Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan, din, dil ve kültürleri farklı topluluklar. Daha çok, Türk olmayan un­surlar; Araplar, Rumlar. Bulgarlar. Sırplar. Arnavutlar ve diğerleri.
Alaydan yetişme: Osmanlı Devleti'nde orduda enikten yüksele­rek yetişen subay
Alemdar: Saltanat sancaklarından Ak Alem'den başkasını taşı­makla görevli güçlü, kuvvetli ve gösterişli kimseler.
Alp eren: Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra Horasan'dan Anadolu'ya gelerek Anadolu'nun Türkleşmesinde rol oynayan is­lâm dervişleri
Amil: Etken, sebep
Anal: Mitillerde kralların her sene tanrıya yaptığı işlerden dolayı hesap vermek için yazdıkları yıllıklar
Anarşizm: Devleti ve her türlü siyasi otoriteyi ortadan kaldırmayı ve bunun yerine fertlerin serbest dayanışmasını tesis etmeyi gaye edinen bir siyasi harekete verilen addır.
Anayasa: Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa
Anadolu Eyaleti: Osmanlı eyaletlerinin ikincisidir. Anadolu Beylerbeyisinin idaresinde bulunurdu. Anadolu eyaletinin merkezi Kü­tahya sancağı idi. Diğerleri ise; Bursa, Karahisar-ı sahip. Manisa, Aydın, Kastamonu, Bolu, Menteşe, Sultanönü, Ankara, Çankırı, Antalya, Burdur, Balıkesir'dir.
Anıt: Kişi, olay, topluluk anısına yapılmış yapı yada heykel
Anlaşma: Devletlerarası siyasi, ekonomik, kültürel vb. alanlarda yapılan uzlaşma ve bu uzlaşmanın tespit edildiği belge, uyuşma, itilaf
Antant: Anlaşma
Antik: Eski Yunan ve Roma medeniyetine verilen bir isim
Antlaşma: İki veya daha çok devletin saldırmazlık, savaşta ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve belgede belirti­len durum, muahede, pakt
Ariler: Hintlilerin, Avrupalıların ve İranlıların ataları
Aristokrat: Toplumda seçkin bir yeri olduğu ve soyca diğerlerin­den farklı, ayrıcalıklı özellikleri bulunduğu varsayılan kişi
Aristokrasi: Yönetimin imtiyazlı bir sınıfın elinde bulunduğu siya­si hükümet şekil
Arşın: Eskiden kullanılan, aşağı yukarı metrenin üçte ikisine eşit olan uzunluk ölçüsü, 68 cm'lik bir ölçü
Arpalık: Yüksek devlet memurlarına, bazı saray mensuplarına, ilmiye sınıfının ileri gelenlerine ilave tahsisat, emek ve mazuliyet maaşı olarak çağlanan gelirlere genel olarak verilen isim.
Anzak: Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler ile birlikte sava­şan Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler.
Arza Girmek: Topkapı sarayında Divan-ı Hümayun toplantıların­dan sonra, toplantıya katılanların padişah huzuruna kabul edilme­leri hakkında kullanılan bir tabir.
Arşidük: Avusturya'da imparator ailesi ve prenslerine verilen un­van
Asakir-i Mansura-i Muhammediye: 1826 yılında Yeniçeri ocağı­nın kapatılması üzerine II. Mahmud'un emriyle kurulan yeni talimli asker teşkilatına verilen isim.
Asî: Yasalara baş kaldıran, isyan eden
Askeri Ateşe: Bir elçilikte askerlikle ilgili belgeleri toplayan, elçili­ğin yabancı devletteki askerlerle ilişkisini sağlayan memur
Asri: Çağdaş, modern, çağa uygun
Aşama: Önem yada değer bakımından gitgide yükselen bir sıra, basamakların her biri.
Aşar: Osmanlı Devleti'nde mevsim sonunda toprak ürünlerinden onda bir onarımda alınan vergi, ondalık
Atabey: Türkçe Ata ve Beğ kelimelerinin birleşmesinden meyda­na gelmiş bir terim. Selçukluların geniş yetkilere sahip sınır ku­mandanlarıdır. Aynı zamanda hükümdar çocuklarının talim ve ter­biyesi de bunlara verilmiştir.
Ataerkil: Soyun babaya dayandığı toplum düzeni
Ateşkes Anlaşması : Sava:,an tarafların çarpışmalara belli bir sü­re ara vermeyi kararlaştırılmıştır. En önemli sonucu, savaş halini sürdürmekle birlikte çarpışmaların ertelenmesidir. Barış antlaşma­sı için başlangıç olabilir.
Ateşe militer: Bir elçiliğe bağlı askerlik uzmanı
Ateşgede: ilk ve Ortacağ'da ateşe tapan İran halkının, içinde ate­şi muhafaza ettikleri mabetlere verilen isim
Atrium: Eski Roma evlerinin ortasında, ilk Hıristiyan kiliselerinde ise girişin önünde yer alan avlu
Avârız: Osmanlı'nın örfi vergilerinden biri olup, olağanüstü haller­de halka yüklenen mali, ayni ve bedeni vergilerdi ama zamanla sürekli olmuştur. Bunlar donanma için kürek yapmak, kürekçi ver­mek başta gelmek üzere at, saman, zahire vermek, kale, köprü, yol tamirlerinde bedenen çalışmak gibi şeylerdi.
Ayan: Hükümet nezdinde halkı temsilcisi olan zengi ve seçkin ki­şiler.
Ayaklanma: Birçok kimsenin zor ve şiddet kullanarak devlet güç­lerine karşı gelmesi, baş kaldırma, isyan
Ayrıcalık: Başkalarından ayrı ve üstün tutulma durumu, imtiyaz
Azab: Bekâr Türk geçlerinden meydana getirilen piyade kuvveti
Azatlı: Özgürlüğü verilmiş kul
Aztek: Bugünkü Meksika'nın bir bölümüne yayılmış olan Aztek imparatorluğu 1375-1521 tarihleri arasında yaşamış ileri bir me­deniyet
Azınlık: Bir devlet içinde dili. dini ve ırkı ötekilerden ayrı olan kü­çük insan topluluğu
Azil: Görevden alma
Azim: Bir işteki engelleri yenme karan
B
Babıâli: Osmanlı Devleti'nde başbakanlık demek olan sadrazam­lığı ve bazı bakanlıkları içine alan binaya verilen ad. hükümet merkezi
Bağımlı: Başka bir devletin etkisi altında bulunan, kendi başına hareket edemeyen insan topluluğu veya ulus
Bağımsızlık: Ülkenin yabancı milletlerin işgali altında olmaması veya başka bir ulusun egemenliği altına girmemesidir. Bağımsız­lık; siyasi bağımsızlık yanında ekonomik ve kültürel alanlar için de geçerlidir.
Baharat Yolu: Doğu ticaret yollarından biri. Asya ülkelerinin baha­rat, değerli taş ve diğer mallarını Akdeniz limanlarına ulaştıran yol.
Bahriye Nazırı: Osmanlı Devleti'nde deniz bakanı
Balbal: İslâmiyet’ten önceki Türklerde ölen bir kişinin sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar mezarının başına dikilmiş taş...
Balyos: Venedik elçilerinin adı
Barbar: Eski Yunan, Roma ve daha sonraki Hıristiyanların kendi kavimlerinin dışında kalanlara verdikleri ad.
Bargah: Hükümdarın sarayı yada çadırı, otağı
Barok: XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Avrupa'da görülen sanat akımı
Baş vergisi: Müslüman memleketlerinde eskiden Hıristiyan tebaa’dan korunmalarına karşılık alınan baş vergisi, cizye
Batıni'ler: Şiilik mezhebinin bir koludur. Bütün Kur'an ayetlerinin gizli manası olduğunu savunuyorlardı. Abbasi halifesine karşı düşmanca bir siyaset takip ediyorlardı.
Bazilika: Hıristiyanların eski Roma mahkemeleri şeklinde yaptıkla­rı ilk kiliselere verilen isim
Barış antlaşması: Savaşan devletlerin, savaşı kesin olarak bitir-melerini sağlayan yazılı sözleşme. Barış antlaşmalarında yalnız sınırlar değil, galiplerin ve mağlupların o andaki durumlarına göre siyasal, ekonomik, parasal, askeri konular da düzenlenir.
Barış Konferansı: Genellikle ateşkes anlaşmalarından sonra ve­ya böyle bir anlaşma yapılmadan, savaşan tarafların bir araya ge­lerek barışı kurmak üzere görüşmeleri
Bayındır: Gelişip güzelleşmesi, hayat şartlarının uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalışılmış olan yer, mamur
Bedesten: içinde eşya alınıp, satılan kapalı çarşı.
Bedhah: Kötülük isteyen, kötü yürekli
Belagat: Sözün düzgün, kusursuz ve yerinde söylenmesini öğre­ten bilim
Beylerbeyi: Eyaletlerin idaresinden sorumlu askeri ve mülki gö­revli
Beytülmal: Devlet hazinesi
Beytü'l Hikme: Halife Memun döneminde Bağdat'ta tercüme fa­aliyetlerinin yapılması için açılan kurum
Biat: Bir kimsenin hâkimiyetini tanıma, itaat bildirme. Devlet reisi­ne itaat ve sadakati bildiren ve el sıkma suretiyle yapılan söz ver­me
Bildiri: Herhangi bir işi halka ya da ilgililere duyurmak için yazılan yazı, tebliğ, tebligat
Bilfiil: Fiilen, doğrudan doğruya, eylemsel olarak
Bîtap: Güçsüz, hâlsiz, bitkin, yorgun düşmek
Bolşevik: Rus komünistlerinin Lenin'i tutan kesimi, Rus komünisti
Bordur: Herhangi bir şeyin kenarını süsleyen ve kenarı boyunca uzanan kısım
Bogomil: Balkan milletleri arasında Hazreti İsa’nın Allah'ın oğlu olmayıp sadece peygamberi olduğuna inanan ve teslisi reddeden bir Hristiyan mezhebinden olanlara verilen isim. Peçenek asıllı olup Bosna taraflarında otururlardı. Boşnaklar da denilir.
Bolsevizm: Rus Sosyal Demokrat Partisi sol kanadının çoğunlu­ğu tarafından ileri sürülen öğretiye denir. 1903'ten sonra Lenin ta­raftarı aşırı solculara Bolşevik denilmiştir. Bolşevikler 1917 ihtilali'yle Rusya'da iktidarı ele geçirerek Komünist Partisi'ni kurmuştur.
Burjuva: Ortaçağ Avrupa’sında sanat ve ticaret isleri ile ilgilenen şehirli sınıfa verilen addır.
Büst: insan vücudunun baş yada göğüsten yukarı kısmının hey­keli
Bürokrat: Devlet dairesinde çalışan görevli
Bürokratik: Devlette bir işin yönetilmesi işlemi
C
Cebeci: Silah yapan, tamir ve muhafaza eden ve harp zamanla­rında ordunun harp malzemelerini ileri hatlara kadar ulaştırmakla görevli bulunan yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askeri
Cebelü: Bir Zeamet ve tımar sahibinin dirliğinin miktarına göre harp zamanlarında maiyetinde götürmeye mecbur bulunduğu si­lahlı süvari
Celâli: Yavuz Sultan Selim devrinde Tokat'a bağlı Turhal kasaba­sında Mehdilik iddiasıyla baş kaldırarak etrafına bir sürü adam toplayan ve devleti bir hayli uğraştıran Celal adlı asiye bağlı olan­lara verilen isim. Sonraları devlete isyan edenlere ve eşkıyalara da Celâli denilmiştir.
Ced: Dede, büyükbaba, ata
Cemiyet: Topluluk, dernek, toplum
Cemiyet-i Mahsusa: Özel komisyon, 1876 Anayasası'nı hazırla­mıştır. Server Bey'in başkanlığındaki bu komisyon, Said Paşa'nın Türkçe’ye çevirdiği Fransız anayasası ile Mithat Paşa'nın Kanun-u Cedid adlı anayasa tasarısını inceleyerek ilk Kanun-u Esasi'yi or­taya koydu. Değişik alanlarda uzman 28 kişiden oluşmuştur.
Cengiz Yasası: Cengiz Han'ın ülkesindeki toplum düzenini sağla­mak ve devam ettirmek amacıyla çıkardığı sert hükümlü kanunlar
Cengâver: Savaşçı, savaşkan, vuruşkan
Cento: Merkezi Antlaşma Örgütü (Central Treaty Organisation) Bölgede barış ve güvenliği, ekonomik ve kültürel gelişmeyi sağla­mak amacıyla Türkiye, İran, İngiltere ve Pakistan arasında kurul­muştur. (1955) ABD, bu paktı destekledi. 1959'dan sonra Cento adını aldı ve merkezi Ankara'dan Londra'ya taşındı. Cento, 1979'da dağılmıştır.
Cephane: Ateşli savaş silahları ile atılmak üzere hazırlanan her türlü patlayıcı madde
Cephe: Savaş bölgesi, savaş alanında düşmana bakan en ileri
noktaların meydana getirdiği çizgi
Cihat: Din uğrunda savaş
Cizye: (Bk. Baş vergisi)
Cumhuriyet: Halkın egemenliği doğrudan doğruya veya seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı devlet şeklidir.
Cunta: Bir ülkede zorla devlet yönetimine el koyan kişilerin oluş­turduğu kurula denir.
Cüda: Yurt ve baba ocağı gibi çok sevinen şeylerden ayrılmış olan, uzak kalmış
Cülus: Hükümdarların tahta geçmeleri
Cülus Bahşişi: Yeni hükümdarın tahta oturuşu münasebetiyle as­kerlere ulemaya ve diğer devlet memurlarına verilen bahşiş. Ka­nuna göre, Yeniçeri üç bin, sadrazama otuz bin akçe gibi
Ç
Çağdaş: Çağımızda olan, çağımıza uymuş
Çift bozan: Reayanın toprağı boş bıraktığında ödemek zorunda bulunduğu vergi
Çelebi: Mevlevilerin en büyüklerine verilen unvan, görgülü ve in­ce kimse
Çete: Ordu birliklerden olmayan, silahlı, küçük çatışma topluluk­ları
Çetr: Savaşa veya bir yere alay halinde giderken sultanların baş­lan üzerinde tutulan ve hâkimiyet sembolü olan şemsiyeye verilen isim
D
Dahili: İç. içeriye ait
Dahiliye Nazırı: Osmanlı Devleti'nde içişleri Bakanı
Danışma Meclisi: Önemli konularda hükümdara görüş bildiren ve kararları bağlayıcı olmayan meclis
Danıştay: idari Mahkemelerce verilen kara ve hükümlerin ince­lendiği son üst derecede bir mahkemedir.
Görevleri şunlardır:
1.Davalara bakmak
2.Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen tasarılar hakkın­da görüşlerini bildirmek
3.Tüzük tasarılarını, imtiyaz, şartlaşma ve sözleşmeleri incele­mek
4.İdari uyuşmazlıkları çözümlemek
5.Kanunla gösterilen işleri yapmaktır. Osmanlı Devleti'nde ilk Da­nıştay Tanzimat Devri'nde Şuray-ı Devlet adıyla kurulmuştur.(1868)
Dar'un Nedva: Cahilliye döneminde Mekke'nin yönetimini sağla­yan danışma kurulu
Darülfünun: üniversite
Delâlet: Sapkınlık, doğru yoldan ayrılmak
Dede: Eskiden Mevlevi tarikatında çile doldurmuş olan dervişlere verilen unvan
Delege: Bir devlet ve kurul adına bir işi sonuçlandırmak için gön­derilen kimse, yetkili, temsilci,
Demografi (Nüfus birimi): Nüfusun miktar ve bileşimi ile doğum-ölüm oranları, nüfus artışı ve nüfusun bir yerden başka bir yere kitlesel olarak kayması ile ilgili sorunları ve bunların çözüm yollarını, istatiksel yöntemleri de kullanarak araştıran disiplin
Demokrasi: Halk egemenliğidir. Halk için, halk adına halkın yöne­timidir. Demokrasilerde vatandaşlara eşit haklar tanınmıştır. Va­tandaşların düşüncelerini açıklama ve inanç özgürlüğü vardır. Ki­şilerin özgürlükleri ancak yargıç kararıyla kısıtlanabilir.
Dernek: Bir amacı gerçekleştirmek için kurulan ve kurucuları ile üyeleri tarafından yaşatılan kurum.
Derviş: Tarikatlardan birine girmiş, onun töre ve yasalarına bağlı kimse...
Dersaadet: Osmanlı Türklerinin İstanbul’a verdikleri isim Despot: Bir ülkeyi zora ve baskıya dayanarak yöneten kimse.
Determinizm: Gerçekleşen her olay sebebini bizzat kendi içinde saklaması
Devalüasyon: Değer düşürümü
Devlet: Belli bir ülkede, kanunlara göre kurulmuş bir hükümet yö­netiminde örgütlenmiş, bağımsız topluluklara denir. Devlet, toplu halde yaşayan insanlar arasında güvenliği sağlar, hak ve adaleti korur. Yabancılara karşı vatanı korumak için hazırlık yapar. Devlet, toplumda düzeni sağlamak ve korumak amacıyla kurulmuştur.
Devletçilik: Devletin ekonomiye doğrudan karıştığı sisteme denir. Devletçiliğin amacı ihtiyaç ekonomisini düzenlemektir.
Devrim: Bir toplumdaki sosyal ve kültürel sistemin kökten ve sü­ratle değiştirilmesi
Devşirme: Saray hizmetleri ve kapıkulu ocaklarında kullanılmak üzere toplanan Hıristiyan çocukları için kullanılan bir deyim
Dikilitaş: Herhangi bir olay yada zafer anısına dikilen tek parça yüksek taş.
Diktatör: Bütün siyasi yetkileri kendisinde toplamış olan devlet yada hükümet.
Diploması: Devletlerin birbirleri arasında ilişki kurma işi ve mes­leği, siyasette beceriklilik, hile. kurnazlık
Dirhem: Gümüş para, Ağırlık ölçüsü 3.207 gramın karşılığı
Dirlik: Devlet tarafından gerek hizmet erbabına maaş olarak veri­len ve gerekse bir yerin geliri olarak tahsis olunan para
Dirliği Kesmek: Herhangi bir sebepten dolayı bir kimsenin dev­letten aldığı maaşın veya tahsisatın kesilmesi
Din-i Mübin: İslâm Dini
Doğma-Dogmatizm: Doğruluğu sınanmadan, denenmeden be­nimsenen bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan düşünce
Dolmen: iki dik taş ve bunların üyeliğine konulmuş tabla şeklinde­ki taştan meydana gelen taş devri mezarı
Doktrin: Belli bir konuda ki kavramlar ve doğmalar bütünü. Bir fi­kir adamı, alim veya filozofun fikirlerinin tamamı Naz iriye, teori
Dominyon: Büyük Britanya imparatorluğu'nun, beş ü!"e ile aynı haklara sahip olan denizaşırı parçalarından her birine verilen ad (Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda gibi)
Duyun-u Umumiye: Osmanlı Devleti'nin Batı ülkelerinden aldığı borçlara karşılık ilgili ülkelerin alacaklarını toplamak için kurdukla­rı kurumun adı. Genel borçlar
E
Efe: Ağabey, yiğit, özellikle batı Anadolu köy yiğidi, zeybek Efkâr: Düşünceler
Egemenlik: Karar verme ve söz hakkına sahip olma yetkisi kimde ise egemenlik de ondadır. Demokratik yönetimlerde egemenlik millete aittir. Milli egemenliğin bulunduğu yerde oy kullanma ve meclisin bulunması zorunludur.
Ehl-iSalib: Haçlı
Ekol: Okul, çığır
Ekonomi: Bir toplum yada ülkedeki üretim, dağıtım, tüketim du­rumu ile ilgili olguların tümü
Elit: Bir toplum içinde, sahip oldukları meziyetlerden ve vasıflar­dan ötürü en üst makamlarda bulunan veya en büyük saygıyı uyandıran kimseler topluluğudur.
Elviye-i Selâse: Üç liva demektir. Eskiden Kars, Ardahan ve Art­vin bu isim ile anılırdı.
Emaret: Emirlik, Beylik
Emtia: Mallar, satılacak şeyler
Emperyalizm: Bir devletin öteki ülkeleri denetimi altına alması ve­ya ekonomik ve kültürel denetimi altında bulundurmasıdır.
Endaze: 65 cm boyunda eski bir uzunluk ölçüsü
Enderun: Devşirme çocuklarından yetenekli olanların Topkapı Sarayı'nda yetiştirildiği okul
Endüstri: Toplumların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hammad­deleri eşya haline getirme işlemlerinin tümü
Enkaz: Bir şeyin yıkılması neticesinde ortaya çıkan katıntı, yıkıntı
Encüman-ı Daniş: 1851 yılında açılan Türk İlimler Akademisi
Enflasyon: Piyasadaki para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesinden ortaya çıkan ve fiyatların toplam yükselmesi, para değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik parasal süreç, para şişkinliği, pahalılık
Endüljans: Katolik Kilisesi'nin günahlardan affedilmeler için hal­ka sattığı afname...
Engizisyon: Eskiden Hıristiyan dünyasında farklı inançları taşıyan­ları cezalandırmak maksadıyla kurulan mahkeme
Enterdi: Bir ülkenin papa tarafından aforoz edilmesi. Hıristiyanlıktan çıkarılması
Etnik: Dil, töre ve soy bakımından birbirine bağlı insan topluluğu
Esham: III. Mustafa döneminde piyasaya sürülen borçlanma ku­ponları bir çeşit hisse senedi
Esaret: Tutsaklık
Esnaf: El zanaatları yada küçük ticaretle geçinen kimselere veri­len genel ad.
Eşkıya: Dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar
Eşraf: Bir yerin zenginleri, sözü gecenler, ileri gelenler
Etkin: İşleme durumunda olan, faal
Evlad-ı Fatihan: Rumeli'nin fethi sırasında Anadolu'dan Rume­li'ye yerleştiren ve fetihlerde büyük yararlıkları görülen Türk halkı
Evkaf Nezareti: Vakıfları düzenleyen kurum.
Evrensellik: Meydana gelen bir olayın bütün toplumları ve dünya­yı t izlemesidir. Coğrafya Keşifleri ve Fransız ihtilali gibi
Eyalet: Osmanlı Devleti'nde en büyük sivil ve askeri idare bölge­si
Ezani: Zaman ölçeği, Güneşin battığı anı gün başlangıcı alan sa­at sistemi
Ezel: Başlangıcı belli olmayan zaman, öncesizlik
F
Fakruzaruret: Yoksulluk, çaresizlik
Faşizm: Her şey devlet içindir anlayışı İle I. Dünya Savaşı'ndan sonra İtalya'da ortaya çıkmıştır.
Federal Devlet: İçişlerinde geniş ölçüde bağımsız olup, dışişlerinde ortak bir kuruluşla temsil edilen devletlerin birleşmesinden olu­şan devlet türüdür. ABD gibi
Federasyon: Birden fazla devletin özel kanunlarını ve bağımsız­lıklarını koruma şartıyla birleşerek bir tek devletin oluşturulması­dır.
Felah: Kurtuluş, selâmet, mutluluk, kutluluk
Ferdiyetçilik: Bireycilik
Ferman: Buyruk, Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı emir
Feshetmek: Kapatmak, bozmak, kaldırmak
Fetihname: Bir yer fethedildiği zaman hükümdar tarafından kom­şu hükümdarlara valilere gönderilen ve fethi bildiren resmi mektup Fetihnameler, yalnız dost devletlere değil, gözlerini korkutmak amacıyla düşman devletlere de gönderildi.
Fetret: İki olay arasında geçen zaman dilimi. Merkezi otoritelerin zayıfladığı bir sürede eski güce kavuşmak için geçen zaman dili­mi
Fetva: İslam hukuku ile ilgili bir sorunun dinsel hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan ve yetkili organ tarafından çıkarılan bel­ge
Feodalite: Siyasi ve askeri gücü elinde bulunduran, toprağın mül­kiyetine yahut imtiyazına sahip senyörler (Derebeyler) sınıfı ile bu sınıfa bağımlı bir köleler sınıfının olduğu düzen.
Feyiz: Verimli, olgunluk, ilerleme, kültürel gelişme.
Fırka: Parti, insan grubu
Fıkıh: Kur'an ile hadisleri esas alarak, Müslümanlarca geliştirilen İslam hukuku
Fibula: Pelerin yada benzeri bir elbisenin insan üstünde kalması­nı sağlamak için kullanılan özel iğne
Filo: Bir arada ve bir komutan altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü. Aynı tür yük taşıyan ticaret gemilerinin veya kara taşıtlarının bütünü.
Fiilen ve Hukuken Sona Erme: Devlet topraklarının işgal edilme­si fiilen sona erdiğini gösterir. Başkent, devlet başkanı ve hükümet gibi bir devletin hukuki varlığını gösteren unsurların ortadan kalk­masıyla devlet de hukuken sona ermiş olur.
Figür: Resim ve heykel sanatlarında tasvir edilen canlı resim
Fresk: Yaş duvar sıvası üzerine kireç suyundan eritilmiş madeni boyalarla resim yapma yöntemi
Fütuhat: Fetihler
G
Gaflet: Çevresindeki olun bitenlerin farkına varmamak, gerçeği kavrayamama, habersizlik, dalgın bulunmak
Garb: Batı
Garb ocakları: Cezayir, Trablusgarb. Tunus
Gaza: Müslümanlığı yaymak veya yüceltmek uğruna Müslüman olmayanlarla yapılan savaş
Gazi: Savaşta olağanüstü yararlılık göstererek düşmanı yenen komutanlara veya şehirlere devlet tarafından verilen onur, unvanı. Savaşta bulunan kişi. TBMM tarafından Sakarya Savaşı'ndan sonra Mustafa Kemal'e verilen unvan
Gensoru: Milletvekilleri tarafından bir meselenin açıklığa kavuştu­rulması gayesiyle, başbakan veya bakanlardan birinin cevaplan­dırması için verilen ve sonunda soruşturma yapılması istenebilen soru. istizah
Giray: XV.yüzyıl başlarından 1783 yılına kadar Kırım'da hüküm sürmüş olan Kırım hanlarının ve han sülalesine mensup olanların unvanı
Gelenek: Kuşaktan kuşağa geçerek, topluluğun üyeleri arasında ortak ve özel bir ruh, dolayısıyla sağlam bir bağ kuran her türlü alışkanlık, an'ane.
Genelge: Aynı konu üzerine bütün ilgililere gönderilen yazı, tamim
Genelkurmay: Ordunun eğitim ve yönetimini düzenleyen askeri makam
Gotik: XIII. yy.'da Avrupa'da egemen olup Rönesans’a kadar de­vam eden üslup. (Gotlar - Gotik)
Görüşme: Mülakat, bir konu üzerinde konuşma
Gravür: Ahşap veya metal baskı levhalarıyla çeşitli teknikler kul­lanılarak yapılan sanat eseri
Grup: Bir parlamentoda temsil edilen her partinin oluştuğu  mil­letvekili toplulukları
Gravür: Ahşap ve metal baskı levhalarıyla çeşitlik teknikler kulla­nılarak yapılan sanat eseri
Gulâm: Köle, küçük yaşlarda saray hesabına satın alınan veya toplanan sonra askeri ve göreceği öteki hizmetler için özel surette yetiştirilen köleler
Guruş: Osmanlı memleketlerinde kullanılan yabancı parasına ge­nellikle verilen isim
Gulhane Hatt-ı Hümayunu: 3 Kasım 1839 Pazar gürü Mustafa Reşid Paşa tarafından Gülhane'ce okunan Abdülmecid meşhur fermanı
Güçler Birliği: Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek kişi ve­ya organda toplanması
Güven oyu: Hükümetin parlamento içinden çıktığı sistemlerde söz konusudur. Hükümet kurulduktan sonra çalışmalara başlaya­bilmesi için parlamento çoğunluğunun desteğini almasıdır.
H
Hacib: ilk Türk-İslam devletlerinde hükümdarla halk arasında münasebetleri düzenleyen kişi
Hâkim: Her şeye hükmeden, egemen
Hâkimiyet: Egemenlik, üstünlük, hâkimlik
Hâkimiyet-i milliye: Milli egemenlik
Hanedan: Soy, hükümdarın ailesi
Halâs: Bir yerden, bir şeyden kurtulmak, kurtuluş
Halife: Hz. Peygamber'in vekili olarak Müslümanların imamlığını ve şeriatın koruyuculuğunu yapmakla görevli kişi. Osmanlı padi­şahlarının kullandıkları unvanlardan biri
Halkevleri: Türk halkının eğitim ve kültürünün gelişmesine yar­dımcı olmak için 19 Şubat 1932'de kurulmuş bir örgüttür. Cumhu­riyet Halk Partisi'nin yan örgütü olarak kuruldu. Halkevleri 1951 yı­lında kapatıldı. 1961'de Bakanlar Kurulu'nun kararıyla Halkevleri­nin yerine Türk Kültür Dernekleri kurulmuştur.
Havan topu: Aşırtmalı gülleler atan kısa namlulu top. Harbiye
Nezareti: Osmanlı Devleti'nde Milli Savunma Bakanlığı
Harici: Dış, dıştan, dış dünya ile ilgili
Hariciye Nazırı: Dışişleri bakanının eski adı. II. Mahmud dönemi­ne kadar bu işi Reis-ül Küttab'lar yapardı.
Hat: Çizgi, sınır, yazı anlamında kullanılır. (Hat sanatı)
Hattı Hümayun: Genellikle padişahların el yazılarına verilen isim padişahların yazılı emirleri
Hayrat: Sevap kazanmak için yapılan iyilik, halkın yararlanması için yapılan okul, çeşme, han gibi yapılar.
Hava Kurumu: Türkiye'de sivil ve askeri havacılığı geliştirmek amacıyla kurulmuştur.
Hava sahası: Bir devletin yalnız kendisinin kullanma hakkı oldu­ğu, başka devletlerin ancak ilgili devletten izin alarak yararlanabi­leceği gökyüzü parçası
Havari: Hz. İsa'nın İncil’i yazmakla görevlendirdiği on iki yardım­cısından her biri
Hellenizm: Helenlere ait olan medeniyet, İskender’in doğu seferi sonucunda doğu ve batı kültürlerinin karışımından ortaya çıkan yeni medeniyet
Helezon: Noktadan başlayıp dairevi şekiller çizerek açılan eğri
Herc-ü Merç: iç karışıklık, kargaşa, düzensizlik
Hırka-ı Saadet: Peygamberimizin, yazdığı bir kaside karşılığı ola­rak Kâab ibn-ı Zübeyr'e verdikleri hırkaları
Hıyanet: Kutsal sayılan şeylere karşı el uzatma, kötülük etrne ve­ya karşı davranma, hainlik
Hiciv: Yergi
Hidiv: Mısır'ın Osmanlı Devleti'ne bağlı, fakat içişlerinde serbest hakimine verilen unvan 19. yüzyıl sonlarında kullanıldı.
Hil'at: Hükümdarın taltif etmek istediği bir kimseye verdiği kıymet­li elbise anlamında kullanılır. Hil'at elbiseden başka, memuriyetin önemine göre külah, kemer, kılıç, at, bayrak, para gibi şeyler de olabilirdi.
Hiyeraglif: Eski mısırlıların kullandığı, bir resim ile bir kelimenin gösterildiği resim yazı
Himaye: Koruma, gözetme, esirgeme
Hiyerarşi: Makam sırası, basamak, derece düzeni
Hol: Odalar arasında bulunan mekan
Höyük: İçinde tarihi eser bulunduran yüksekçe tepe
Hububat: Buğday, arpa, mısır gibi taneler, tahıl.
Hukuk: Bireylerin hayat ilişkilerinde uymak zorunda oldukları ku­rallar
Hukuken Tanıma: iki devletin birbiriyle görüşmesi .ve muhatap kabul etmesidir. Resmen tanımada ise, iki devletin birbirini tanıdı­ğını gösteren bir antlaşma imzalamaları gerekmektedir.
Hutbe: Hükümdarı hükümdar yapan manevi unsur. Bir hükümda­rın yönetimi altındaki ülkelerin camilerinde cuma namazı sırasın­da adının, unvanlarının ve lakaplarının söylenmesi. Ayrıca cami­lerde yapılan vaaz ve edilen dua.
Hükümet darbesi: Devlet yönetimine dokunulmadan ülkeyi yöne­ten kişilerin zorla değiştirilmesidir
Hümanizma: Orta çağ'ın skolastik düşüncesine karşı XIV. yüzyıl­da ortaya çıkan felsefe, bilim ve sanat görüşü insanlık sevgisini yüce amaç sayan doktrin
Hürriyet: Özgürlük
I
Ihşid: Prens veya hükümdar anlamında Farsça bir unvan. Soğd ile Fergana'nın İranlı hükümdarları tarafından kullanılmıştır.
Irk: Soy, kalıtımsal olarak belli fiziksel ve fizyolojik özelliklere sa­hip insanlar topluluğu
Islahat: Genel olarak herhangi bir kuruluşta, devlet düzeninde es­kimiş yada bozulmuş olan yanlan düzeltmek, Osmanlı tarihinde Gerileme Dönemi'nden başlayarak, batı örneğine göre girişilen yenileşme ve ilerleme atılımlarına verilen ad
Islahat Fermanı: 1856'da Sultan Abdülmecid'in çıkarmış olduğu yenilik buyrultusu
İ
İaşe: Yedirip içirme, besleme, bakma
İcazet: İlimde ve yazıda öğrenimini bitirenlere verilen diploma
İçtimai: Toplumsal, toplumla ilgili
İdadi: Osmanlı Devleti'nde lise derecesindeki okullara verilen ad.
İdal: Çok tanrılı (Politeist) dinlerde küçük tanrı yada tanrıça heykel­ciliği
İdeal: Ulaşılmak istenen örnek, varılmak istenen gaye, ülkü
İdealizm: ideali hedef alma, bir ideale, davaya ülküye bağlı bağlı olma
İhtilal: Bir devletin ekonomik, sosyal ve politik yapısını birdenbire değiştirmek için çıkan zorlayıcı eylem
İhracaat: Bir ülkenin ürettiği mallan başka bir ülkeye veya ülkele­re satması, dış satım.
İkta: (ikta sistemi) Sınırları belirlenmiş arazi parçası ikta, mülkiye­ti devlete ait olan toprakların gelirinin hizmet karşılığı verilmesidir.
İkon: İsa, Meryem ve ermişlerin resmi (ikonoklast à yandaşları)
İktidar: Erk, güç sahibi. Bir devlette yönetme gücüne sahip kimse yada kişiler, partiler
İlelebed: Sonsuza kadar
İlhak: Katma, bağlama, ekleme, egemenliği altına alma
İlke: Teme! düşünce, prensip
İltizam: XVII. yüzyıldan itibaren devlete gelir getiren kaynaklar ya­vaş yavaş belli bir bedel karşılığında şahıslara verilme usulüne denir. İltizamı üzerine olan mültezimler, geliri devlete peşin olarak öderler, sonra yine hükümet gücüne dayanarak bunu halktan tah­sil ederlerdi. 1856'da iltizam usulüne son verilmiştir.
İmparatorluk: Bir imparator tarafından yönetilen ve egemenliği altında birçok milleti ve topluluğu bulunduran büyük devletlere ve­rilen isimdir.
İmtiyaz: Ayrıcalık, bir işi yapmak üzere bir kişiye yada kurula verme
İmaret: Medrese öğrencilerine, fakirlere, gariplere ve her isteyene bedava yiyecek dağıtmak üzere kurulmuş hayır müesseseleri
İnkılâp: Değişme, bir halden başka bir hale dönme, yenilik hare­ketleri
İnka: inka imparatorluğu. (1400-1533) bugünkü Peru, Ekvator ve Şili'nin büyük bölümünü içine alacak biçimde, Amerika'nın büyük okyanus kıyısına uzanıyordu. Çok iyi örgütlenmiş devletin başın­da, güneşin oğlu anlamına gelen inka bulunuyordu.
İrade: Bir şey' yapmayı veya yapmamayı belirten iç güç, isteme yetkisi
İstihkam: Düşmana karşı savunma yapmak için taş, toprak vb. şeylerden yapılan yerin adıdır.
İstişare: Bir konu hakkında herkesin görüşlerin alınması, fikir ve görüş alış-verişinde bulunma
İskan: Yerleştirme
İstikrar: Yerleşme, karar bulma, iyice belli olma, durulma.
İstikraz: Ödünç para alma.
İslâv: Rus, Leh, Sırp, Hırvat, Çek ve Bulgar gibi uluslara dillerin­deki yakınlık dolayısıyla verilen ortak isim
istibdat: Yönetimde zorbalık, baskı
istihkâm: Düşmanın saldırısını karşılayıp savmak için düzenlen­miş yer
İstimalet: Osmanlı Devleti'nin fetihlerde uyguladığı gönül alma politikası.
İstiklâl: bağımsızlık
İstiklâl Madalyası: Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması üzerine o zamanki TBMM üyelerine ve savaşta hizmeti olanlara verilmek üzere kanuna uygun olarak çıkarılan madalyalardır.
İstilâ: Bir ülkeyi zor kullanarak ele geçirme İttifak: Bağlaşma, birleşme İttihat: Birleşme, birlik kurma
İyon tarzı: Ege kıyılarına özgü bir mimari tarzıdır, ince zarif sütun­ları vardır. Sütun başlıkları helozonik kıvrımlıdır.
İzmihlal: Yıkılma, çökme
İthalât: Bir ülkeye başka bir ülkeden mal getirme veya satın alma.
J
Jeopolitik: 1.Coğrafya, ekonomi, nüfus vb.nin bir devletin politi­kası üzerindeki etkisi
2.Bir devlette, bir bölgede uygulanan politikayla o yerin coğrafya­sı arasındaki ilişki
3.Bir devletin saldırgan nitelikteki genişlemesini, ekonomik ve siyasi coğrafya açısından haklı kılmaya yönelik siyasi öğreti
K
Kabotaj: Bir ülkenin, iskele veya umanları arasında gemi işletme işi, Türk kara sularında. Türkiye'deki akarsu ve göllerde gemi bu­lundurma, bunlarla gidiş-geliş ve taşıma yapma hakkı.
Kadı: Tanzimat'a kadar her türlü davalara. Tanzimat'tan sonra ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan, mede­ni kanun çıktıktan sonra kaldırılan mahkemelerin başkanlarına ve­rilen ad.
Kalkınma Planı: Bir ülkede: gelişmeyi hızlandırmak, istihdam dü­zeyini yükseltmek, gizli işsizliği ortadan kaldırmak, daha adil bir gelir dağılımını ve fırsat eşitliğini sağlamak amacıyla hazırlanan plân
Kalyon: Yelkenle ve kürekle yol alan savaş gemilerinin en büyü­ğü
Kaime-i Mutebere: Osmanlı imparatorluğunda ilk kağıt paralara verilen isim olup ilk defa Abdülmecid devrinde ve 1841 'de çıkarıl­mıştır.
Kameri: Ay ile ilgili
Kamu: Bir ülkede halkın bütünü
Kamuoyu: Bir işin yürütülebilmesi için gereken bir cinsten şeyle­rin, özellikle aynı düşüncedeki insanların hepsi
Kanun-u Kadim: Osmanlı Devletinde- önceden beri gelen ka­nunlara verilen bir isim. Sonraki yüzyıllarda Fatih ve Kanuni Sul­tan Süleyman devri kanunlarını ifade eder
Kanun-u Esasi: Anayasa
Kapitalizm: Bu sistemde devletin ekonomiye müdahalesi yoktur. Ülkede ekonomik faaliyetler serbesttir.
Kapitülasyon: Bir devletin başka bir devlete ekonomik, siyasal, kültürel ve adlı ayrıcalıklar vermesidir.
Karargâh: Ordu yeri, ordu kurmay heyetinin bulunduğu yer
Karantina: Bir ülkeyi bulaşıcı ve salgın hastalıklardan korumak; için dışarıdan gelenlerin ayrı bir yerde bekletilmesi
Karaborsa: Piyasada olmayan malın, gizlice yüksek fiyata alınıp satılması.
Kayıtsız-şartsız Teslim: Bir savaşta yenilen devletin, hiçbir koşul ileri sürmeden ve galiplerin ne kadar ağır olursa olsun koyacakları koşulları tümden kabul edeceğini bildirerek teslim olması
Korint tarzı: Dor ve iyon tarzlarının birleşimidir. Yabani enginar yapraklarının süslediği zengin görünüşlü sütun başlıkları özelliği­dir.
Katedral: Piskoposluk kilisesi (Diğer kiliselerden daha büyüktür.)
Kemer: Bir açıklığın giderilmesi için kullanılan eğrisel biçimli yapı­sal öğe
Kıt'a sahanlığı: Karanın devamı olarak kabul edilen ve 200 m de­rinliğe kadar olan sığ deniz dibi.
Kilikya:  Bugünkü Adana ve Mersin illeri ile Konya ilinin güneyini ve Antalya ilinin doğusunu kapsayan bölge
Knez: Huşlarda, devlet yöneticilerine verilen unvan
Koalisyon: Farklı görüş ve düşüncelere sahip partilerin veya dev­letlerin belli bir gaye için meydana getirdikleri ittifak
Kolağası: Osmanlı ordusunda binbaşı ile yüzbaşı arasında yer alan subay rütbesi
Koloni: 1. Bir ülkenin kendi sınırları dışında işgal ettiği ve yönetti­ği yer
2. Bir devletin fazla nüfusunu yerleştirmek için ülkesi dışında kur­duğu ve ana vatanın bir parçası sayılan yerleşme alanları
Komisyon: Alt kurul, encümen
Komite: Siyasal bir amaca varmak için silâh kullanan gizli toplu­luk
Komünizm: Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkan sorunlar ve işçi sınıfının sömürülmesine karşı çıkan bir akımdır.. Komünizmde: özel mülkiyet yoktur, tek parti ve siyasi görüş vardır, her şey hak adına devletin denetiminde olup katı bir devletçilik anlayışı vardır.
Konfederasyon: Federasyondan daha geniş bir yönetim tarzı. Federasyonlardan oluşmuş olan yönetim tarzı. Yada küçük dev­letlerin birleşmiş şekli
Konsül: Bütün piskoposların çağrıldığı dini kurul
Konferans: Milletlerarası bir sorunun çözülmesi için yapılan top­lantı
Kongre: Çeşitli ülkelerin yöneticilerinin, elçilerinin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantıdır. Başka bir deyişle ortak sorunlara karşı ortak çözüm üretmek için bir araya gelen yetkili kişilerin top­lantısıdır.
Konsol: Mimaride ana yapıdan çıkıntı yapan kısımlar, balkon
Kore Savaşı: Güney Kore ile Kuzey Kore arasında yapılmıştır. (1950-9153) II. Dünya Savaşı'ndan sonra 38. kuzey paraleli iki devlet arasında sınır çizildi. Kuzey Kore'nin bu sınırı geçmesiyle savaş başladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu'nun çağrısıyla 15 ülke Güney Kore'ye asker ve sağlık yardımı gönderdi. Kore Savaşı'na Türkiye de asker gönderdi. Bu durum Türkiye'nin NATO'ya girmesinde etkili olmuştur.
Kozmopolit: Çeşitli milletlerden kimseleri barındıran, kapsayan Kripta: Eski Roma'dan Hıristiyanların gizlice ibadet ettikleri yer al­tı kilisesi
Kurgu: Geniş kubbe biçiminde mezar höyük veya bir mezarın üs­tüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepe
Kut: Tanrı tarafından hükümdarlara verildiğine inanılan hüküm­darlık gücü ve hakkı
Kutsal Cihat: Halifenin en önemli görevlerinden biridir. Ya Müslümanlığı yaymak yada Müslüman ülkeleri saldırılardan korumak için onun tarafından açılan ve eli silah tutan Müslümanların katıl­ması zorunlu olan savaş
Kuvay-ı Milliye Düşüncesi: Türk milletinin, milli sınırlar içinde hür ve bağımsız yaşama isteği
Külliye: Cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, kitaplık, hastane gibi çeşitli yapıların tümü.
Kült: ibadet, tapınma, dini tören
Kültür: Bir topluluğun bütün fertlerinin sahip olduğu, olayları ve meseleleri karşılayan, duyuş, düşünüş şekilleriyle, tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri, değer hükümlerinin bütü­
Kümbet: Türk ve İran mezar yapısı
L
Lağv: Kaldırma, hükümsüz bırakma
La Heye Adalet Divanı: Milletler Cemiyeti anlaşmasına göre ku­rulan yargılama kuruludur. 11 asil, 4 yedek üyeden oluşur. Bu di­vanın merkeze Hollanda’daki La Heye şehridir.
Lahit: Mermer veya taştan yapılmış oyuk
Levend: Osmanlılarda deniz askeri
Liberal: Hoşgörülü, serbest ekonomiden yana olan kimse.
Liberalizm: iktisadi olayların devlet müdahalesi olmaksızın cere­yan etmesinin bütün topluluğun menfaatine olduğunu iddia ve şahsi teşebbüs ve piyasa mekanizmasını müdafaa eden doktrin
Liyakat: Ehil olma. layık olma, başarabilme
Liva: Osmanlı Devleti'nde ilden küçük, ilçeden büyük olan bir yö­netim bölgesi.
Lonca: Aynı meslekten olan kimselerin özellikle esnaf ve zanaat­çıların çalışma ve pazar meselelerini çözmek, mesleğe yeni ele­man yetiştirmen amacıyla kendi aralarında iş alanlarına göre kur­dukları birlik veya teşkilat
Lojistik: Askerlik sanatının, savaşta ve askeri bir yürüyüşte, yol haberleşme, sağlık, yiyecek, içecek sağlama gibi hizmetleri en et­kili bir biçimde oluşturma amacını güden bölümü.
M
Maarif: Öğretim ve eğitim yöntemi, teşkilatlanmış eğitim ve öğre­tim kamuya sağladığı bilgi
Mağrib: Batı
Mahalli: Yöresel, bir yerle ilgili olan
Mahkûm: Boyun eğmek zorunda kalan, hüküm giymiş, hükümlü
Manihaizm: Hıristiyanlık, Mazdeizm ve Budizm karışımı olan bir din
Maiyet: Yönetim ve buyruk altında bulunanlar
Maiyyet: Bir büyük görevlinin emri altında ve beraberinde bulun­ma, arkadaşlık
Manastır: Kırsal alanda Hıristiyan din adamlarının kaldığı yapı.
Mancınık: Eskiden savaşlarda, kalelere taş gülle atmak için kulla­nılan bir çeşit büyük sapan taş atan kule
Manda ve Himaye: Mevcut sistem ile kendini idare edemeyen toplumların başka bir devlet tarafından idare edilmesidir. Bu sis tem bağımsızlığa aykırıdır.
Mandater: Manda yönetimi olan ülkeye bakan devlet
Mecelle: Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat Devri'nde, Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir kurul tarafından İslâm hukukun; göre hazırlanmış o zamanın medeni kanunudur. Bütünü 185 maddedir.
Meclis Hükümeti: Yasama, yargı ve yürütmenin meclis tarafından yerine getirilmesidir, böylece kanunları yapan meclis, kuralları uygular ve yargı yetkisini kullanarak denetler.
Medeni Kanun: Kişi, aile, miras ve eşya hukuku ile ilgili ilişkile düzenleyen kanundur. Türk Medeni Kanunu, İsviçre Medeni Kanunu'na uygun olarak hazırlanmıştır. (17 Şubat 1926)


Menhir: Dik bir taştan ibaret tarih öncesi anıtı
Mensur: Yüksek rütbeli devlet görevlileri atamalarını içeren padişah fermanı
Meşrutiyet: Kral veya padişahın yanında bir meclis kurarak halkın yönetime katılımını sağlamaya denir.
Merkantalizm: XVI. ve XVII yüzyıllarda yaygınlaşan ve bir devle­tin zenginliğini sahip olduğu kıymetli madenlerle ölçen iktisadi gö­rüş
Mesen: Rönesans devrinde fikir ve sanat adamlarını koruyan nüfuzlu kimseler
Meskukât: Basılı madeni para
Meşveret: Danışma
Meşru: Kanunun doğru bulduğu
Meşrutiyet: Başka bir hükümdarın bulunduğu, parlamentosu olan bir yönetim şekli
Metropolit: Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerine başkanlık eden din adamı
Mevzi: Savaşta bir birliğin savunduğu yer parçası
Millet: Aynı topraklar üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, araların­da tarih ve kültür birliği bulunan insanların oluşturduğu topluluktur.
Milli Güvenlik Kurulu: Cumhurbaşkanı'nın başkanlığınca Baş­bakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma, içişleri, Diş işleri bakanları, Kara. Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanından oluşur. Milli Güvenlik Kurulu; Devletin milli güvenlik siyasetinin belirlenmesi ve uygulanması ile ilgili kararla­rın alınması ve gerekli düzenlemenin yapılması konusundaki gö­rüşlerini Bakanlar Kurulu'na bildirir. Cumhurbaşkanı'nın katılmadı­ğı toplantılara Başbakan başkanlık yapar. Kurulun öncelikli konu­ları devletin varlığı, bağımsızlığı, bütünlüğü ve toplumda huzur ve güvenliğin sağlanmasıdır.
Milis: Orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk kuvveti
Minyatür: Eski yazma kitaplarında görülen derinlik yansıtmayan küçük renkli resim sanatı.
Mirî: Devlete ait
Misak: Sözleşme, anlaşma, antlaşma, bağlaşma
Misyoner: Hıristiyanlığı yaymaya çalışan kimse
Miting: Gösteri amacıyla veya bir olaya dikkat çekmek için genel­likle açık yerlerde yapılan toplantı
Mitoloji: Tanrıların başından geçen efsaneler (Yunan) Modern: Çağa uygun, asri, çağdaş
Monarşi: Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim
Muaf; Bağışlanmış, ayrı tutulmuş, serbest
Mutlakıyet: Bir hükümdarın idaresi altında bulunan hükümet şekli
Muhkem: Sağlam, sağlamlaştırılmış, kuvvetli
Muhacir: Yerleşmek üzere başka bir ülkeye giden kimse
Muhafazakâr: Örf, âdet, gelenek ve inançlarına bağlı, mevcut dü­zenin devamından yana olan
Muhtıra: Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili ola­rak yolladığı uyarı yazısı, diplomatik nota.
Muhzır: Mahkeme görevlilerinden biri, Görevi; davalıları mahke­meye getirmek, kadının kararından sonra davacının hakkının alın­masında kendisine yardımcı olmaktı,
Mutabakat: Uygunluk, uygun gelme, uyuşma
Mutasavvıf: Tasavvuf yolunda olan, sufî akım içinde bulunan Müslüman kişi Yunus Emre Türk şiirinin önde gelen mutasavvıf şairidir.
Muharebe: Diplomatik ilişkileri keserek birbirleriyle savaşa giren devletlerin askeri güçlerinin cephelerde vuruşması, savaş
Muhip: Seven, sevgi besleyen, dost
Mukadderat: Alın yazısı, kader
Mukaddesat: Kutsal değerler
Mukavemet: Dayanma, karşı koyma, direnme
Muktedir: iktidarlı, güçlü, kuvvetli, iş becerir, elinden iş gelir
Mütareke: Karşılıklı olarak silah bırakma
Müttefik: ittifak yapanlar, birbirleriyle aynı fikirde olanlar
Müstemleke: Sömürge
Mübadele: Değiştirme, değiş tokuş etme
Mücadele: Uğraşma, savaşma, herhangi bir amaca erişmek veya bir kuvvete karşı Koyabilmek için bir kişi veya topluluğun sürekli çabası
Mücerret: Soyut, yalın durum
Müdafaa: Savunma, koruma
Müderris: Ders veren, medresede veya camide öğretmen, profe­sör
Müfreze: Çeşitli askeri görev ve hizmetlerin yapılması için, küçük birliklerden belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçici olarak oluştu­rulan gruplara verilen ad
Müftü: İl ve ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan görevli
Mülki: Devletin sivil yönetimine ilişkin
Müneccim: Yıldızların durum ve hareketlerinden anlam çıkaran kimse, yıldız falcısı, astrolog, gök bilimci.
Mürit: Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen, kişilere verilen ad
Müsadere: Devletin vatandaşların mal varlığına el koyması
Müstahkem: Tahkim edilmiş, korunaklı hale getirilmiş, kuvvetlendirilmiş, salamlaştırılmış
Müstevli: Bir yeri istila eden, yönetimi altına alan kimse, devlet yada ordu
Mütareke: Savaşan tarafların ateşi belli bir süre için kesmesi, ateşkes
Müttefik: Bağlaşık, birleşik
Müteşebbis: Teşebbüs eden, bir işe girişen.
Müverrih: Tarihçi
Mozole: Anıtkabir, büyük gösterişli gömül
N
Naib: Hükümdar vekili, yönetimde hükümdar bulunmadığı zaman devleti yöneten kimse
Narh: Osmanlı Devleti'nde temel tüketim mallarının fiyatlarının belirlenmesi
Nato: 1949 yılında ABD ve 12 Batılı ülke arasında kurulan ittifak. SSCB'nin II. Dünya savaşı sonunda Avrupa'daki yayılmasını önle­mek için kurulmuştur. Nato Bakanlar Konseyi 1951 yılında Türkiye ve Yunanistan'ı Nato'ya katılmaya davet etmeye karar vermiştir. TBMM'de 19 Şubat 1952'de Türkiye'nin Nato'ya katılmasına karar vermiştir.
Natüralist: Tabiatçı, tabiatla ilgili olan
Nazır: Bakan
Nema: Büyüme, gelişme, çoğalma
Nesep: Nesil, soy
Nevbet: Sarayda ve bazı öze! yerlerde belirli zamanlarda çalman askeri musiki
Nizam-ı Alem: Dünya düzeni
Nemçe: Türklerin Avusturya'ya verdikleri isim
Nasyonel Sosyalizm (Nazizim): Toplum adına devleti ön plana çıkaran, Almanya'da ortaya atılan bir sistemdir.
Norm: Kural
Nota: Bir devletin başka bir devlete veya onun elçisine verdiği ya­zılı bildiri
Noyan: Moğol ordusunu oluşturan atlı birliklerin başındaki ordu komutanları
Nutuk: Söylev, konuşma
Nümayiş : Gösteri
Nüfuz: içe geçme, sözü dinlenme
O
Oligarşi: Siyasi iktidarın, bir zümreden olan kimselerin elinde bulunması
Objektif: Tarafsızlık. Yansızlık. Tarih araştırmalarında duyguların ikinci plana atılarak olayların olduğu gibi incelenmesi
Okka: 1283 gramlık ağırlık ölçüsü birimi. Eskiden yurdumuzda kullanılan ölçülerdendir.
Onaylamak: Yapılan bir işi doğru ve yerinde bularak kabul etmek. tasdiklemek
Orta: Yeniçeri teşkilâtında tabur yerine kullanılan deyim Ortodoks: Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebinden olan kimse
Ortodoksluk: İstanbul’daki Fener Patriği'nin lideri olduğu Hıristiyanlık mezhebi. Yunan ve Slavların çoğunun benimsediği mezhep
Osmanlı Klasik Dönemi: Osmanlı Devleti'nin 1300-1700 yılları arasında geçirdiği dönem
Otorite: Yetki, sözü geçerlilik
Oto Kontrol: Kendi kendini kontrol, denetim.
Oturum: Bir meclis yada kurulun çözümlenmesi gereken sorun­ları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse
Oy: Tutulacak yol için ileri sürülen görüş, rey. Bir sorunla ilgili bir­kaç seçenekten birini tercih etmek
Oy birliği: Bir konuda bütün oyların birleşmesi
Ö
Ödün: Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden karşı taraf yararına vazgeçmek
Örf: Yasa olmadığı halde, toplumca alışkanlık olarak uyulan, akla aykırı olmayan, dinsel açıdan kötü görülmeyen davranış kalıbı
Örfi Hukuk: Padişahın Siyasi iradeye dayanarak oluşturduğu hukuk
Özgür düşünce: Bilim, sanat, kültür alanında yapılan çalışmala­rın, düşünce ve fikirlerin engellenmeden devamının sağlanması, desteklenmesi, korunması
Özerklik: İçişlerinde serbest, dışişlerinde merkeze bağlı olmaktır.
Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya bağlı olmaksızın her türlü dış etkiden bağımsız olarak kendi irade ve düşüncesinde dayanarak karar verme durumu, hürriyet
P
Paçavra: Eskimiş bez yada kumaş parçası
Padişah: Osmanlı Devleti'nde devlet başkanına verilen unvan, hükümdar, sultan
Pakt: Antlaşma
Panislamizm: Bütün Müslümanları aynı yönetim altına toplama amacı güden politik akım
Panislavizm: Bütün İslâvların bir araya gelip ortak bir yaşama bi­çimiyle bağlanması, hatta tek devlet kurmasını amaçlayan akım
Parlamento: Başlıca görevi yasama,-devlet bütçesini çıkarma, hü­kümeti denetleme olan ve üyeleri halk tarafından belirli bir süre için seçilen meclis veya meclisler
Papa: Katolik kilisesinin, bir meclis tarafından seçilen, Vatikan'da oturan ve Hz. İsa'nın vekili sayılan başkan:
Papirüs: Mısır'da yetişen ve yaprakları kağıt olarak kullanılan bir cins kamış
Parya: Hindistan'da Kast sisteminin kurallarına uymayanlar bu sistemden atılırdı. Bunlara Parya denilire1..
 Patrik: Ortodoks ve doğu kiliselerinin başkanlarına verilen ad. Bu­nun için iş gördüğü yere de patrikhane aaı verilir
Payanist: Putperest, ilkel inanca sahip olanlar Paye: Yapıda taşıyıcı ayak. Unvan, rütbe
Piskopos: Hıristiyanlarda bir bölgenin din işlerinde başkanlık eden kilise adamı
Piskopos: Hıristiyan azınlıkların yaşadığı yörelerde, Osmanlı Hükümeti'nden aldıkları beratla ruhani başkanlık yapan ve mensup oldukları azınlığı temsil eden din adamlar;
Politika: Toplum ve devlet yönetimi, Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı. Bir amaca varmak için karşısındakilerin duygula­rını okşamak, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlık­lardan yararlanmak gibi yollarla iş yürütme
Portal: Binanın ana kapısı Proto: Erken, ilk, önce
Propaganda: Herhangi bir düşünceyi yaymak için öz yada yazıy­la yapılan etki
Protokol: Resmi toplantılarda ve baz: merasimlerde uyulması mecburi olan kaideler, kurallar.
Proletarya: işçi sınıfı
Propaganda: Bir öğreti, düşünce ve inancı başkalarına tanıtma, benimsetme ve yayma amacıyla söz, yazı gibi yollarla gerçekleş­tirilen çalışma
Plesebit: Halk  oylaması
Protesto: Bir davranış:, düşünceyi uygulamayı haksız olarak kar­şı çıkma, kabul etmeme eylemi
Protokol: İki ayrı hükümete mensup temsilcilerin belli konularda uyuştuklarını gösterir imzalı belge
R
Raca: Babürlülerde hükümdara bağlı bey, Hindililerde merkezi oto ritenin olmaması nedeniyle kurulan küçük devletleri yöneten kişi
Raiyyet (Reaya): Bir hükümdar idaresi altında bulunan ve vere veren halk
Rant: Gelir getiren mülk, irad Rasathane: Gözlem evi
Rejim: Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttu­ğu yol. Yönetim biçimi
Revak: Binaya bitişik, dışa açılan, üstü kubbe yada çatıyla örtülü mekan -
Revizyonizm: Bir doktrinin esaslarını tartışmayı ve değişiklik yap-mayi kabul edenlerin davranışı
Resim: Vergi
Reform: Bir şeye, özellikle bir koruma işlevini düzeltmek amacıy­la müdahale etme. değişme uğratma
Rical: Yüksek mevki sahipleri
Rical: Toplum yönetimi ve iktidar sorumluluğunda, "erkân" denen birinci- derecedeki görevlilerden sonra yer alan kişiler. Ricâl-i memleket, ricâl-i askeriye gibi
Roman Tarzı: Ortaçağ Avrupa'sında görülen bir çeşit mimari üs­lup
Rölyef: Kabartma
Rüştiye: Şimdiki orta okul seviyesindeki okullar
Rumeli: Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki topraklarına verilen ad
Ruzname: Günlük defter
S
Sadaret: Osmanlı Devleti'nde başbakanlık makamına verilen ad
Sadrazam: Osmanlı Devleti'nde başbakan derecesinde olan en büyük devlet, memuru, padişahın mutlak vekili
Sagu: İslamiyet’ten önceki Türk edebiyatında ağıt
Sahn-ı Seman: Fatih'in inşa ettirdiği medreselerde en yüksek derslerin okunduğu kısım. Bugünkü edebiyat ve ilahiyat fakültele­rine karşılıktır.
Sahn-ı Süleymaniye: Kanuni tarafından yapılan Süleymaniye Camiinin medreseleri. Burada yüksek fen dersleri, tabiblik, göz hekimliği ve tabii ilimler okutulurdu. Bugünkü Tıp, Fen fakülteleri­nin karşılığı idi.
Safaretname: Osmanlı elçilerinin gittikleri yerlerde, o yer hakkın­da yazdıkları eser.
Safha: Evre, aşama
Saltanat Kaymakamı: ilk zamanlarda padişahlar seferlere gittik­leri zaman bazen şehzadelerini merkezde kendi yerlerinde bırakılırdı. Bu şehzadeye, saltanat kaymakamı denirdi.
Salyâne: Yıllık olarak verilen maaşlar
Salname: Genel olarak geçmiş yılların veya bir yılın bütün ı lavla­rını her nevi icraatını, istatistik, ticaret, sanayi, iktisat, tarih, fen ve biyografi bilgilerini özet halinde ihtiva eylemek üzere her sene ter­tip edilen ve neşredilen eserler hakkında kullanılan bir deyim
Salt çoğunluk: Mecliste toplam üyenin yarısından bir fazlası oy toplamı
Sancağı Şerif: Peygamberimize ait olduğu bilinen ve Topkapı sa­rayında diğer mukaddes emanetlerle birlikte Hırka-ı Saadet daire­sinde saklanan siyah renkteki sancak
Sanayi Nefise: Güzel sanatlar Akademisi
Sancak: Bayrak, çoğunlukla askeri birliklere verilen yazı işlemeli, kenarları saçaklı ve gönderli bayrak
Sanduka: Ahşaptan tabut şeklinde olup, türbelerde bulunan öğe
Sarnıç: Su toplamak amacıyla genellikle toprak altında yapılan yapı.
Sayıştay: Devlet harcamalarını TBMM adına kontrol eden idari kara ve yargı kuruluşu-divan-ı münasebet
Savlet: Atılma, saldırma, hücum
Şehzade Sancağı: Osmanlı şehzadelerinin idari işlerde yetişmek için vali olarak gönderdikleri sancaklar. Manisa, Konya, Kastamo­nu, Taka, Kütahya, Şamandıra, Çankırı, Akşehir değişik şehzade­ler için sancak olarak kullanılmıştır.
Seferberlik: Tüm askeri güçlerin, yedekleriyle birlikte savaşa ha­zır duruma geçirilmesi. Osmanlı Devleti, son büyük seferberliği, I. Dünya Savaşı'na katıldığı günlerde ilan etmişti, bu nedenle de halk bu savaş dönemine "seferberlik" adını vermişti.
Sektör: Bölüm, kısım
Selâmlık: Padişahların cuma namazını kılmak üzere camilerden birisine gidişleri dolayısıyla yapılan merasim. Eski konaklarda ha­rem kısmından ayrı emeklere mahsus yer.
Sembolizm: Realizm ve emperyalizme tepki olarak 1886'da Paris'te ortaya çıkan sanat hareketi
Senyör: Orta çağ Avrupa’sında büyük toprak ve mahalli güç sahi­bi kimse, derebeyi
Sert: Orta çağ Avrupa’sında toprağa bağlı olan sınıf
Serasker: Sadrazamdan başka vezirlerden birisi orduya kuman­da ettiği zaman kendisine verilen unvan
Senato: Batı parlamentolarının bir bölümü, fakülteler arası yüksek kurul
Sentez: Ortak yada uygun noktaların birleşmesi
Setre: Düz yakalı, önü ilikli bir ceket
Seyyah: Gezgin, turist
Seyyit: Hz. Peygamberin soyundan olanlara verilen bir unvan
Sfenks: Başı ve gövdesi farklı yaratıklar biçiminde olan hayali yaratık.
Sıbyan Mektepleri: Osmanlı Devleti'nde başlıca eğitim kurumla­rından olan, genellikle camilerin bitişiğinde veya yakınında bulu­nan, ilk okula benzer eğitim kuruluşları, mahalle okulu
Sikke; Madeni para
Sistem: Bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni
Site: Antik kent devleti, şehir.
Siyasetname: idareci ve hükümdarlara adaletle ve İslam’a uygun bir idare göstermelerini sağlamak için yazılan kitaplar
Siyasal Parti: Çeşitli görüşlere sahip insanların bir araya gelip teşkilatlanması, teşkilanmış gruplar
Siyer Karakter, huylar... Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen eser
Skolastik: Avrupa'da kilisenin etkisi altında gelişen Ortaçağ görü­şü. Bu görüşte serbest düşünce engellenmiş, yeni buluşlara gerek duyulmamış sadece Hıristiyanlık dininin prensiplerini öğretmek ve yaymak amaçlanmıştır.
Soğuk Savaş: Düşman ülkeler arasında silahlı savaş ilan edil­meksizin, iktisadi politik ve propaganda alanında sürdürdükleri yo­ğun mücadele ve düşmanlık
Soykırım: Bir insan topluluğunu milli ve dini sebeplerle yok et­me.
Sömürge: Bir devletin başka bir ülkeyi ve üzerinde yaşayan ulu­su egemenliği altına alarak onlara hiçbir hak tanımaması,buradan ekonomik ve siyasal çıkar sağlaması şeklinde" kurduğu sömürü düzeni.
Sözleşme: Birkonu üzerinde konuşulup kabul edilen ve yapılma­sı Karşılıklı istenilen biçim ve bunun yazılı hale gelmesi, mukavele
Sunak: Çok tanrılı dinlerde tapınağın içinde veya yakınında yer alan ve tanrılara kurban sunulan alan. Kiliselerde ise takdis ayini için kullanılan banko biçiminde yer.
Suikast: Bir devlet büyüğünü veya önemli bir kişiyi plan kurarak öldürme
Standart: Belirli ölçülere, yasaya ve kullanıma uygun olan.
Statü: Ferdin başkalarında saygı ve değer uyandırmasının sebe­bini teşkil eden mevki, kültür ve servet durumu
Strateji: Genel anlamda, bir devletin uygulamasına karar verdiği bir politikayı, en mükemmel şekilde yürütebilmek için siyasi, iktisa­di, askeri ve diğer bütün güçlerini en iyi şekilde kullanabilme sana­tı veya ilmidir.
Ş
Şark: Doğu
Şark Meselesi: Avrupa devletleri tarafından Osmanlı devletinin yıkılması ve paylaşılması meselesine verilen isim
Şer'i: İslam dininin esaslarına ve İslam dininin emrettiği dünya ni­zamına uygun olan şey
Şer'i Hukuk: Kur'an-i Kerim, Hadisler ve İslam bilginlerinin verdi­ği hükümlere göre meydana getirilen hukuk
Şer'i mahkeme Sicilleri: Mahalli ser'i mahkemelerde kronoloji sı­rasıyla tutulmuş olan siciller
Şecaat: Yiğitlik, yüreklilik
Şecere: Bir kişinin veya zümrenin en uzak atasından başlayarak bugüne gelinceye kadar geçen çizgi, soy kütüğü
Şerait: Şartlar, koşullar
Şeyh: Tarikat Kurucusuna, bir tarikatta en yüksek dereceye ulaş­mış kimseye, tarikat büyüklerine verilen ad
Şeyhülislam: Osmanlı Devleti'nde kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve din işlerine bakmakla birlikte dünya işlerine de din ba­kımından karışan üye. Devlet işlerinin dine uygun olup olmadığı hakkında fetva verirdi.
Şimal: Kuzey
Şirket-i Hayriye: Türkiye'de teşekkül eden ilk denizyolları işlet­mesi şirketi
Şövalye: Ortaçağ Avrupa’sında asiller soyundan gelen savaşçı ki­şilere verilen unvandır.
Şuray-ı Devlet: Yargı ve yürütme alanındaki anlaşmazlıklara ba­kan yüksek mahkeme
Şûra: Meclis, danışma kurulu
T
Taarruz: Saldırı, hücum
Tabu: Yasaklanan şey
Tabiye: Askeri kuvvetleri savaş alanında gereğince yönetip kul­lanma ve bu işi inceleyen bilim. Taktik
Tablet: Eski çağ medeniyetlerinden kalma, üzeri yazılı ya da re­simli pişmiş topraktan yapılı küçük levha
Tampon Devlet: iki kuvvetli devlet arasında yer alan zayıf devlet
Tabi: Boyun eğme, bağlı kalan, birinin emri altında bulunan, ba­ğımlı
Tahrir: Kaydetme, sayma, yazma
Tahrir defterleri: Osmanlı Devleti'nin arazi kayıtlarının tutulduğu defte
Tamim: Genelge
Tanıma: Bir devletin varlığını, başka devletlerin de kabul etmesi.
Tanımadan sonra devletler arasında siyasal ilişkiler.kurulur.
Tarikat: Aynı dinin içinde tasavvufa dayanan ve bazı ilkelerle bir­birinden ayrılan, Tanrıya ulaşma arzusuyla tutulan yollardan her biri (Mevlevi tarikatı, Bektaşi tarikatı gibi)
Tasnif: Gruplandırma-sınıflandırma, niteliklerine göre ayırma Taşra: Başkent dışındaki topraklar.
Tebaa: Uyruk, bir idaresinin yönettiği halk
Tebdil Gezmek: Hükümdarların bulundukları yerde gizlice dola­şıp halkın halini aracısız olarak öğrenmek için kıyafet değiştirerek gezmeleri
Tek dereceli Secim: Seçmenlerin adayları doğrudan doğruya seçmeleri, iki dereceli seçimde seçmenler oylarını "İkinci seçmen" denilen kişilere verirler, onlar da asıl seçimi yaparlar. Tek dereceli seçim vatandaşın isteğini doğrudan doğruya yansıttığından daha demokratiktir.
Tekel: iktisadi hayatta bir ekonomik faaliyet sahasının tek elde. tek güçte toplanması durumuna verilen ad.
Tekke: Tarikat mensuplarının yaşadığı ve tarikata özgü dini tören­lerin yapıldığı yer.
Teori: ilim ve fikir adamlarının belli bir konuda ortaya attıkları, geçerliliği ve doğruluğu ispatlanmış mümkün görülen izaha verilen ad. Nazariye
Temel Haklar ve Özgürlükler: Modern devlete her vatandaşın doğuşla gelen, kaldırılamaz, devredilemez, yok edilemez, yaşama ve gelişme hakları
Temsil: Birinin veya bir topluluğun adına davranma
Teokratik egemenlik: Bu sistemde egemenliğin kaynağı Tanrı'dır. Milli egemenliğe yer vermeyen bu sistemde yöneticiler yönetme hakkını Tanrı'dan aldığını ve ülkeyi Tanrı adına yönettiğini söyler. Milli egemenlik ilkesinin yaygınlaşmasıyla geçerliliğini yitirmiştir.
Terhis: Askerlik ödevini bitirenleri ordudan bırakma Tersane: Gemi yapılan yer. tezgah
Teyakkuz: Uyanık olma
Tımar: Herhangi bir toprak parçasına ve birden fazla toprak par­çalarının yılda 20.000 akçeden az olan gelir miktarının muayyen bir vazife ve hizmet karşılığında ve belli şartlarda bir şahsa mün­feriden veya birden fazla şahsa müştereken tahsisi hakkında kul­lanılan bir tabir
Tonoz: Örgü teknikleri kullanılarak inşa edilmiş eğrisel yüzey, ya­da yüzeylerden oluşan mimari örtü unsuru
Totaliter: Egemenlik gücünün tek elde toplandığı ve demokratik olmayan devletlere verilen genel ad
Totem: Kendisine kutsallık atfedilen hayvan, bitki veya nesnelere verilen ad
Tragedya: Acıma duygusunu ön plana çıkararak kahramanlığın sergilendiği tiyatro oyunu
Trajedi: Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan, acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri
Tuğ: At kılından süpürge şeklinde yapılıp bir sarığa asılan alâmet ve nişan Eski Türklerde, Hintlilerde, Çinlilerde mevcut olup beylik, hükümdarlık alameti idi.
Tuğra: Osmanlılarda padişahın imza ve alameti olarak kullanılan tuğra, ananeye göre Oğuz Han'ın yazılı nişanıydı.
Tutucu: Bir düşünceyi, bur alışkanlığı değiştirmeden tutmak iste­yen
Türbe: Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimse­nin mezarı bulunan yapı
Uç: Bazı Türk devletlerinde ve beylerinde sınır ve sınır boyların­daki vilayetlere vb. sancaklara verilen ad.
Uç Beyi: Uçlarda bulunan sancakların beyi
Ulufe: Osmanlılarda, kapukulu askerlerine ve memurlara üç ayda ödenen maaş
Ültimatom: Bir devletin başka bir devlete yaptığı son ve kesin önerme
Ulusal irade: Seçimler sonunda milletin çoğunluğunun gösterdiği yolun "belirmesi, özellikle cumhuriyetlerde ve demokrasilerde ulu­sal irade yönetimin temelidir.
Ulusçuluk: Her ulusun kendine özgü kültür ve geleneklerine bağ­lı kalıp kendi varlığını her şeyin üstünde tutarak yaşaması gereği­ne inanan görüş
Unesco: Milletlerarası Eğitim. Bilim ve Kültür Teşkilatı’dır. 1946 yı­lında kurulmuştur.
Unvan: Kişi adlarının başına yada sonuna getirilen saygı sözü.
Uygarlık: İnsanların daha iyi bir yaşayışa kavuşmaları ve doğaya egemen olabilmek için gösterdikleri çabalardan çıkan sonuçlar olup, teknik, bilim ve kültür olarak bilinir.
Uyruk: Bir devletin yönetimi altında bulunan kimse
Ü
Ümera: Emirler, beyler, kumandanlar
Ümmetçilik: Kişilerin milliyetleri yerine dinleri önemlidir. Birden çok millet din duygusuyla bir arada tutulabilir. Semavi dinlere ina­nan kişiler ümmetçilik kavramı içine girmektedir.
Ümit Burnu: Bartelmi Diyaz tarafından 1487 yılında keşfedilen Afrika'nın güney ucu
V
Vaiz: Cami, mescit gibi yerlerde Kur'an'dan, hadis kitaplarından örnekler getirerek dini öğütler veren kimse
Vakanüs: Osmanlı Devleti'nde resmi tarihçi
Vakıf: Bir malı veya mülkü, alınıp satılmaktan kurtararak, gelirleri­ni bir hayır kurumuna bağışlama
Valide Sultan: Padişahların annelerine verilen isim
Vassal: Bir senyöre bağlı ve itaat etmek zorunda olan küçük sen-yör
Voyvoda: Eflak ve Boğdan prenslerine Osmanlı Devleti tarafın­dan verilen unvan
Vecd: ilahi aşka dalma, sevgi yada heyecandan doğan coşkun­luk, kendinden geçme
Veliaht: Bir hükümdardan sonra hükümdar olacak kimse
Vekaayi-nâme: Kronik, olayları günü gününe sıra ile takip eden tarih kitabı
Veliahd: Bir kral ve hükümdardan sonra yerine geçecek olan
prens
Veraset: Mirasta hak sahibi olma
Vitray: Renkli cam paralarından meydana gelen saydam pencere süslemesi
Vicdan Özgürlüğü: Bir devlette vatandaşların din inançlarında serbestliği. Devletin vatandaşların şu veya bu dine eğilimlerini engellememesi veya desteklememesi. Vatandaşların birbirlerinin inançlarına karışamaması
Vilâyet-i Sitte: Altı il, (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Elazığ)
Vüzera: Vezir sözünün çoğul şekli
Y
Yasa: Devletin yasama kurulunca, herkesçe uyulmak üzere konu­lan her türlü kural, kanun
Yasal: Yasalara, hukuk düzenine uygun olma, meşru
Yargan: Orta Asya Türk devletlerinde hakimlerin idaresinde adli suçlara bakan mahkemeler
Yargu: Orta Asya Türk devletlerinde hükümdarın başkanlığında siyasi suçluların yargılandığı devlet mahkemeleri
Yeniçeri: Osmanlı devletin daimi ve ücretli ordusunun yaya olarak savaşan kısmı olup kapıkulu askeri denilen zümrenin en önemli ve seçkin sınıfı
Yeniçeri Ağası: Yeniçeri Ocağı'nın âmiri ve en büyük subay ve komutanı
Yalta Konferansı: II. Dünya Savaşı sonrası dünya düzenini şekil­lendirmiş ve son 35—40 yılın siyası, ideolojik ve ekonomik gelişme­lerin dolaylı olarak kaynağını teşkil etmiştir.
Z
Zanaat: Tecrübe ve ustalık gerektiren, demircilik, terzilik gibi iş
Zaptiye: Osmanlı  Devleti'nde toplum güvenliğini sağlamakta görevli askeri polis kuruluş, Bu kuruluştan olan er.
Zaviye: Küçük tekke, köşe
Zeamet: Osmanlı toprak sisteminde dirliğin bir bölümü yıllık geliri 20.000 akçe ile 99.999 akçedir.
Ziggurat: Mezopotamya’da yedi katlı, çok amaçlı tapınaklar
Zimmi: İslam devletinin hakimiyetini kabul eden gayrimüslimler
Zic: Astronomi cetvelleri yıldızların yerini ve büyüklüğünü göster­mek üzere astronomların hazırladıkları cetveller
Zümre: Belli amaçlara sahip topluluklardan oluşan çeşitli kümeler, gruplar
 
 
 


TÜRKİYE'DE TARİH EĞİTİMİNİ YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR

(Sonucu göster)


Reklam
 
GÜNCEL DÖVİZ KURLARI
 
GÜNCEL ALTIN FİYATLARI
 
KÖŞE YAZILARI
 
 
Bugün 10 ziyaretçi (41 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=