MERHABA BEN MURAT CAN ŞANLI TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ DOĞRU YERDESİNİZ... (sitede görünen reklamların sitemizle ilgisi yoktur...)

   
 
  YORUM TARİH

 

YORUM TARİH
 
TARİH BİLİMİNE GİRİŞ
·         Sosyal bilimlerin her biri birey ve toplumla ilgili bir konuyu incelediği için, tarihçi bu bilimlerden yararlanarak kaynaklarını zenginleştirmelidir. Bu nedenle, Tarih bilimi filoloji, antropoloji, arkeoloji ve sosyoloji gibi bilimlerden yararlanmak zorundadır.
·         Kronolojik, coğrafi veya analitik tarih araştırmalarının her biri insanlık tarihinin sadece bir yönünü aydınlatır. Bu nedenle, hiçbir araştırma tek başına insanlığın tarihini bir bütün halinde kavramamıza yetmez.
·         Başlangıcından günümüze kadar insanlık tarihi kesintisiz bir süreç halinde gelişmiştir. İnsanlık tarihini "sınıflandırarak"incelemenin temel amacı, tarih araştırmalarını ve öğretimini kolaylaştırmaktır.
·         Tarih öncesi çağda bazı toplumların birden fazla dönemin özelliğini aynı anda yaşamış olması, göç ve istila gibi gelişmelerin toplumların tarihsel gelişim süreci üzerinde etkili olduğunu kanıtlar.
·         Her tarihi olay, içinde meydana geldiği dönemin özelliklerini taşır. Bu nedenle, tarih araştırmalarında "doğru ve tarafsız"bilgi elde etmek için, geçmişte yaşanan olaylar o günün koşulları içerisinde ele alınmalıdır.
·         Hiçbir tarihçi, ulaştığı sonuçların en doğru, en kesin bilgi olduğunu ileri süremez. Bulunacak her yeni belge eski bilgimizi destekleyebileceği gibi, değiştirebilir de.
·         Tarihi inceleme ve anlama sayesinde insanlar "tarih bilinci"kazanır. "Objektif tarih bilgisi"geleceğin inşasında toplumlara yol gösterir.
·         Bir kazı yerinde tarım aletleri, evler ve saraylar gibi bulguların elde edilmesi, o yörede yaşayanların yerleşik ve üretici yaşama geçtiklerini gösterir.
·         İhtiyaçların insanları araştırma ve incelemeye yöneltmesi, "yaşam koşullarının bilim ve sanat eserleri üzerinde etkili olduğu" yargısını doğrular.
 
İLKÇAĞ UYGARLIKLARI
·         Hindistan'da, "kast" sisteminden dolayı "hür, eşit ve kaynaşmış" bir toplum oluşmamıştır. Bu durum, sosyal sınıf farklarının, toplumda ortak bir kültürün gelişmesini önlediğini gösterir.
·         Anadolu'da bulunan ilk yazılı kaynakların Asur tüccarlarına ait ticari belgeler olması, "uygarlıkların etkileşiminde ticaretin önemli bir rol oynadığı"yargısını doğrular.
·         Yunanlılarda, sınıfsal ayrıcalıkları kaldırmaya ve ulus iradesini kurumsallaştırmaya yönelik toplumsal taleplerin artması, Yunan halkının "siyasal bilinç" kazanmış olduğu yargısıyla açıklanabilir.
·         Hititlerdeki Pankuş Meclisi, kralların devlet yönetiminde "danışma kurumuna"yer verdiklerini gösterir.
·         İlkçağ'da bazı kralların, ülkelerinde feodal beylikleri ortadan kaldırmaya çalışmaları, "merkezi devlet otoritesini koruma gereksinimi"temel alınarak açıklanabilir.
·         Hitit krallarının, zaferleri ile birlikte yenilgilerini de yazdırmaları, "tarafsız (objektif) tarihçilik mesleğine önem verdikleri"yargısını doğrular.
·         Urartularda, mezarların ev biçiminde yapılması ve ölüye ait bazı eşyaların mezarlara konması, hayatın ölümden sonra da devam edeceği inancının mimari ve sanat anlayışı üzerinde etkili olduğunu kanıtlar.
·         İlkçağ'da gerçekleşen bazı buluşların günümüz medeniyetinin oluşumu üzerinde de etkili olması, "tarihsel gelişimin sürekliliği" olgusu temel alınarak açıklanabilir.
·         Frigyalıların, tarım ve hayvancılığı korumak üzere çok sert yasalar çıkarmaları, "ekonomilerinin tarıma dayanması" temel alınarak açıklanabilir.
·         Romalıların, Latin alfabesini hazırlarken Fenike alfabesinden, güneş takvimini hazırlarken de Mısır takviminden yararlanmaları, "evrensel uygarlığın, kültürlerin karşılıklı etkileşiminin bir ürünü olduğunu" gösterir.
 
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ
·         Hunlarla Çinlilerin, İpek Yolu hakimiyetinden dolayı yıllarca savaşmaları, "iktisadi hedeflerin siyasi eğilimlere yön verdiği" yargısını kanıtlar.
·         Uygurlardan kalma hukuk metinlerinde kullanılan bazı kavramların günümüz Türk hukukunda da yer alması, Türk kültüründeki süreklilik olgusuyla açıklanabilir.
·         Uygurların, kendilerinden önceki Türk topluluklarından farklı olarak yerleşik bir hayat yaşadıkları, kalıcı mimari eserler yapmalarına bakılarak kanıtlanabilir.
·         Eski Türk şehirlerinde farklı dinlere ait mabetlerin yan yana bulunması, Türklerin din konusundaki hoşgörüsünü kanıtlar.
·         Türk hükümdarların, Kurultay'da alınan kararlar bağlayıcı olmamasına rağmen, bu kararların dışına çıkmamaya özen göstermeleri, hükümdarların demokratik bir tutum içinde olduklarını gösterir.
·         Uygurların, değişik din ve kültürlerden aldıkları öğeleri Türkçe kavramlarla karşılamaları, "ulusal bilince" sahip oldukları yargısıyla açıklanabilir.
·         Eski Türklerde hapis cezalarının azlığı, "göçebe yaşam tarzının hukuk sistemi üzerindeki etkisi"temel alınarak açıklanabilir.
·         Moğolların, Türk dünyasını işgal ettikten sonra benliklerini kaybederek Türkleşmeleri, "zayıf kültürlerin zamanla güçlü kültürler içinde eridiği" yargısını doğular.
·         Türk devletlerinde, hükümdar öldükten sonra birçok hanedan mensubunun taht üzerinde hak iddia etmesi, Türklerdeki "egemenlik anlayışının"bir sonucudur.
·         Eski Türklerde bahar bayramının yaygınlığı, iktisadi hayatın büyük ölçüde hayvancılığa dayanmasıyla açıklanabilir.
 
İLK MÜSLÜMAN TÜRK DEVLETLERİ
·         Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'ya yönelik Türk akınlarının artması, Türklerde Anadolu'yu yurt edinme düşüncesinin oluştuğunu gösterir.
·         Abbasi halifesinin Selçuklu sultanına "Doğunun ve Batının Hükümdarı" unvanını vermesi, İslam dünyasının siyasi ve dini liderliklerinin birbirinden ayrıldığını kanıtlar.
·         Selçuklu ülkesinde çok sayıda feodal beyliğin ortaya çıkması, Selçuklulardaki "fethedilen yer fethedenin malıdır" anlayışının siyasal yapıyı etkilemesinin bir sonucudur.
·         Türklerin İslamiyet'i kolayca benimsemeleri, Türk kültür ve yaşam tarzının İslamiyet'in getirdiği ilkelere yakınlığı temel alınarak açıklanabilir.
·         Büyük Selçuklularda Farsça'nın resmi dil olarak kullanılması, Türk dilinin gelişimini yavaşlatmıştır.
·         Müslüman Türk devletlerinde büyük medreselere "yönetim özerkliği"tanınması, bilimsel gelişmelere ve özgür düşünceye önem verildiğinin bir göstergesidir.
·         İslamiyet'i kabul eden birçok toplum zamanla Araplaşırken, Türklerin, İslamiyet'i benimsemekle birlikte milli kimliklerini de korumaları, Türk kültürünün köklü ve kalıcı olduğu yargısıyla açıklanabilir.
·         Türklerin, İslamiyet'in kabulünden sonra da eski yönetim usullerini korumaları, Türklerde var olan egemenlik anlayışının sürekliliğini gösterir.
·         Selçuklularda eyaletlerin başına atanan meliklerin yetkilerinin sınırlı tutulması, merkezi devlet yapısını koruma gereksinimi ile açıklanabilir.
·         Büyük Selçukluların Abbasi Halifesi'ni dış baskılara karşı korumaları, Türklerin İslam dünyasının koruyucusu sıfatıyla hareket ettiklerinin bir göstergesidir.
 
ORTAÇAĞ'DA AVRUPA
·         Ortaçağ'da Avrupa'da her senyörün (feodal beyin) kendi egemenlik bölgesinde ayrı kurallar geçerliydi. Bu durum, İlkçağ'ın köleci toplum yapısının şekil değiştirerek varlığını sürdürdüğünü gösterir.
·         Ortaçağ'da Avrupa'da soyluluğun doğuştan gelen bir hak olarak kabul edilmesi, değişik toplum kesimlerinin devlet yönetimine katılımını önlemiştir.
·         Haçlı Seferleri'nde Kudüs'ü ele geçirme isteğinin Avrupalılar üzerinde "birleştirici" bir etki bırakması, Kudüs'ün Hristiyanlar açısından kutsal bir şehir olması temel alınarak açıklanabilir.
·         Ortaçağ'da Avrupa'da Katolik Kilisesi'nin siyasal alana egemen olması, "dinin toplum üzerindeki etkisinin laik devlet anlayışının gelişmesini önlediği" yargısını doğrular.
·         Ortaçağ'da Katolik Kilisesi'nin aforoz yetkisini kullanması ve geniş toprakları elinde tutması, Kilise'nin siyasal ve ekonomik hayatta etkili olduğunu kanıtlar.
·         Ortaçağ'da Avrupa'da kralların Papa'nın elinden taç giymeleri, kralların, otoritelerini dine dayandırarak güç ve meşruiyet kazanmak istediklerini gösterir.
·         Haçlı seferlerinden sonra Avrupa'da siyasi, sosyal ve ekonomik yapının değişmesi, "Avrupalıların Ortaçağ karanlığından çıkmalarında İslam medeniyetinin etkili olduğu" yargısı temel alınarak açıklanabilir.
·         Haçlı Seferleri'nden sonra Avrupa'da toprak sahipliğinin önemini yitirmesi, bunun yerine ticaretin önem kazanması, "zenginlik kaynağı ve anlayışının" değiştiğini gösterir.
·         Ortaçağ'da Avrupa'nın bilim ve kültür yönünden İslam dünyasına göre geri kalmasında, Kilise'nin özgür düşünceyi ve bilimsel gelişmeyi önlemesi doğrudan etkili olmuştur.
·         Ortaçağın sonlarında Avrupa'da sosyal ve siyasal hayatta büyük değişme ve gelişmelerin yaşanması, Katolik Kilisesi'nin ve skolastik düşüncenin etkisinin azaldığını gösterir.
 
TÜRKİYE TARİHİ
·         Anadolu Selçuklularının Antalya ve Sinop gibi limanları almaya önem vermeleri, askeri hedeflerin iktisadi amaçlara göre belirlendiği yargısı ile açıklanabilir.
·         Anadolu Selçuklularının kazandığı Yassı Çemen Savaşı'nın Selçuklu ülkesinin Moğol istilasına uğramasına zemin hazırlaması, bazı zaferlerin uzun vadede olumsuz sonuçlara da yol açabileceğini gösterir.
·         İlk Müslüman Türk devletlerinde başa geçen kişilerin Abbasi halifesinden hükümdarlık belgesi almaları, hükümdarların otoritelerini dine dayandırarak güç kazanmak istediklerini göstergesidir.
·         Kösedağ Savaşı'ndan sonra Anadolu Selçukluları ülkesinde çok sayıda beyliğin kurulması, Anadolu'da siyasal birliğin bozulduğunun bir kanıtıdır.
·         Selçuklu topraklarında çok sayıda tarikatın kurulup gelişmesi, Türk devletlerinde din ve vicdan özgürlüğü bulunduğu yargısını doğrular.
·         Anadolu Selçukluları Devleti'nin, toprağını ekip biçmeyen kişinin elinden toprağı alması, üretimin sürekliliğini korumanın devletin temel bir politikası olduğunu gösterir.
·         Selçuklu ülkesinde çok sayıda esnaf teşkilatının (loncanın) kurulması, toplumda "meslek dayanışmasına" önem verildiğinin bir göstergesidir.
·         Selçuklu şehirlerinin tümünde bir ya da birden fazla medresenin bulunması, şehirlerin ulaştığı kültür düzeyinin yüksekliğiyle açıklanabilir.
·         Selçuklu şehirlerinin genellikle medreselerin etrafında kurulup gelişmesi, kültürel kurumların toplum hayatındaki önemini gösterir.
·         Anadolu Selçukluları Devleti'nin yabancılara gümrük indirimi gibi kolaylıklar sağlaması, ülkeyi bir "transit ticaret merkezi"haline getirmenin devlet politikası haline getirildiğini gösterir.
 
OSMANLI DEVLETİ  - KURULUŞ DÖNEMİ
·         Osmanlıların kısa sürede Anadolu ve Rumeli'de hakimiyet kurmasında, o dönemde Anadolu ve Rumeli'de güçlü bir siyasal otoritenin bulunmayışı etkili olmuştur.
·         Osmanlılarda fethedilen yerlere ilk devlet memurları olarak kadı ve subaşıların atanması, "adalet ve güvenliği" sağlamanın devletin temel bir politikası olduğunu gösterir.
·         Osmanlıların, Türkmen boylarını Rumeli'ye yerleştirirken konar-göçer Yörüklere öncelik vermesi, devletin Yörükleri yerleşik yaşama geçirmeye yönelik bir politika yürüttüğü yargısıyla açıklanabilir.
·         Osmanlıların, Rumeli'ye yerleştirilen Türkmenlerin geçerli bir neden olmadan yeni yerleşim yerini terk etmelerini yasaklaması, Rumeli'nin yeni bir yurt haline getirilmeye çalışıldığını gösterir.
·         Osmanlıların, Anadolu'da anlaşmazlık içinde olan iki aileden birini Rumeli'ye yerleştirmeleri,"ülkede asayiş ve güvenliği sağlamanın devletin temel bir politikası olduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         Osmanlıların, Rumeli'de fethedilen yerlerdeki mevcut sosyal düzeni korumaları ve halka inanç özgürlüğü tanımaları,"fetihlerin kalıcı olmasının" halkın güven ve desteğinin kazanılmasına bağlandığını gösterir.
·         Yıldırım Bayezid'in yıktığı Anadolu beyliklerinin Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden kurulması, Anadolu Türk siyasal birliğinin bozulduğunu gösterir.
·         Fetret döneminde Yıldırımın oğulları arasında taht kavgalarının çıkması, "ülke hanedan üyelerinin ortak malıdır" anlayışıyla hareket edildiğini gösterir.
·         Osmanlılarla Anadolu beylikleri arasında yapılan mücadeleler sırasında kültürel kurumların zarar görmemesi, mücadelenin öncelikle "siyasal çekişmelerden"kaynaklandığı yargısını doğrular.
 
OSMANLI DEVLETİ  - YÜKSELME DÖNEMİ
·         Osmanlı Devleti'nin, yükselme döneminde tüm iç ve dış sorunlarını kendi görüşleri doğrultusunda çözmesi, devletin ulaştığı siyasal güç temel alınarak açıklanabilir.
·         Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'da bir Ortodoks Kilisesi kurdurmasında, Avrupa Hristiyan birliğinin kurulmasını önleme isteği doğrudan etkili olmuştur.
·         Fatih Sultan Mehmet'in Rum ve Ermenilere ayrı kiliseler kurdurması, azınlıkların Osmanlıya karşı birleşmelerini önlemeye yönelik bir tedbirdir.
·         Osmanlı Devleti'nin Akkoyunlu ve Safevi devletleriyle karşı karşıya gelmesi, tarafların "Anadolu'da hakimiyet kurma"isteklerinin bir ürünüdür.
·         Fatih'in Sinop, Amasra ve Konya'yı alması, "Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türk siyasal birliğini kurmayı bir devlet politikası haline getirdiği"yargısıyla açıklanabilir.
·         Başta Papalık olmak üzere Avrupa devletlerinin Cem Sultan Olayı'na müdahale etmesi, "Avrupalıların, Cem Olayı'nı kullanarak Osmanlı üzerinde siyasal baskı kurmak istedikleri"yargısını doğrular.
·         İspanya'daki Hristiyan engizisyon mahkemelerinin işkencelerinden kaçan Yahudilerin Osmanlı Devleti'ne sığınması, Osmanlı ülkesinin ezilen insanlar için güvenli ve hoşgörülü bir yer olduğunu kanıtlar.
·         Osmanlı Devleti'nin Hint deniz seferlerine gereken önemi vermemesi, "seferlerin öneminin ve denizaşırı gelişmelerin Osmanlılar tarafından yeterince kavranmadığı"yargısı temel alınarak açıklanabilir.
·         Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa'ya kapitülasyon hakları vermesi, Osmanlıların Avrupa siyasal birliğinin kurulmasını önleme siyaseti ile ilgili bir gelişmedir.
·         Osmanlı tarihinde belli yılların (dönemlerin) kişi adlarıyla anılmasının nedeni, bu kişilerin tarihin akışında rol oynamalarıdır.
 
OSMANLI DEVLETİ  - KLASİK DÖNEM KÜLTÜR VE MEDENİYETİ
·         Osmanlı Devleti'nin diğer Türk devletlerine göre daha uzun ömürlü olmasında, Osmanlılarda "merkezi devlet yapısının" korunmasına önem verilmesinin rolü büyüktür.
·         Osmanlı Devleti monarşik bir yönetim sistemine dayandığı için, kanunların yapılmasında padişahın üzerinde bir güç yoktur.
·         Osmanlılarda şehzadelerin küçük yaştan itibaren sancaklara gönderilmesi, başa geçecek kişinin yönetim tecrübesi kazanmasına önem verildiğinin bir göstergesidir.
·         Osmanlılarda, egemenliğin önemli bir güç kaynağının da İslam Dini olması, laik devlet anlayışının bulunmadığını gösterir.
·         Divan-ı Hümayun'da alınan kararların padişahın onayından geçerek yasalaşması, Divan'ın daha çok bir "danışma meclisi" gibi çalıştığını gösterir.
·         Ahmet döneminde Osmanlı hanedanının en yaşlı bireyinin başa geçmesinin kural haline getirilmesi, "taht kavgalarının önlenmeye çalışıldığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Osmanlılarda, tımarların verildiği kişilerin idari mevkileri ile tımarların gelirleri arasında paralellik kurulması, tımarların yöneticilere"maaş karşılığı"olarak verildiğinin bir göstergesidir.
·         Osmanlılarda, toprağını terk eden kişinin zorla toprağının başına geri getirilmesi, "ekonominin temelinin tarıma dayanması" olgusu temel alınarak açıklanabilir.
·         Osmanlılarda, toprağını boş bırakan köylüden de vergi alınması, "üretimin sürekliliğine" önem verildiğini gösterir.
·         Osmanlı sanayisinin en çok tarım ve hayvancılık ürünlerini işlemeye yönelik olması, "Osmanlı ekonomisinin tarım ve hayvancılığa dayanması" olgusuyla açıklanabilir.
·         Osmanlılarda devşirme kökenlilerin üst düzey makamlara kadar çıkabilmeleri, devlet idaresinde "soyluluktan" kaynaklanan özelliklerin belirleyici olmadığını gösterir.
·         Osmanlılarda azınlıkların cemaat örgütlenmelerine izin verilmesi, "dine dayalı bir millet anlayışının bulunduğu ve hoşgörülü bir politikanın uygulandığı" yargısını doğrular.
 
YENİÇAĞ'DA AVRUPA
·         Yeniçağ'da Avrupa'da kralların barutu ateşli silahlarda kullanarak derebeylikleri yıkması, Avrupa'da öncelikle ının değişmesinde etkili olmuştur.
·         Rönesans'tan sonra Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletleriyle yaptığı savaşların çoğunu kaybetmesi, "Avrupa'daki teknolojik gelişmelerin Osmanlılar tarafından yeterince takip edilmediği" yargısını kanıtlar.
·         Avrupa'da kralların feodalite rejimini yıkmaya çalışması, "merkezi örgütlenmenin" tamamlanmak istendiğini gösterir.
·         Yeniçağ Avrupası'nda skolastik düşüncenin terk edilmesi ve papalığa karşı çıkılarak dinde reform yapılması, Avrupa insanının "dünya görüşünün" değiştiğini gösterir.
·         Avrupalıların Coğrafi Keşifler'i başlatarak dünyaya yayılması, Avrupalı insanın Uzakdoğu ile doğrudan ticaret yapma ve daha çok kazanma isteğinin bir sonucudur.
·         Coğrafi Keşifler'in dünya ölçeğinde sosyal, siyasal ve ekonomik değişimlere neden olması, "keşiflerin evrensel düzeyde etki bıraktığı" yargısını doğrular.
·         Coğrafi Keşifler'den sonra sömürgeci imparatorlukların kurulması, ekonomik ve siyasal çatışmaların artmasına yol açmıştır.
·         Rönesans'ın İtalya'da başlamasında, İtalya'nın coğrafi konumu, kültürel birikimleri ve zenginliği doğrudan etkili olmuştur.
·         Yeniçağ'da Papa ile krallar arasındaki mücadelenin kralların lehine sonuçlanması, kralların dini alana da egemen olmaya başladıklarını gösterir.
·         Rönesans'tan sonra Ortaçağ'ın skolastik düşünce kalıplarının terk edilmesi, pozitif düşüncenin ve bilimsel bilginin önem kazandığını gösterir.
 
YAKINÇAĞ'DA AVRUPA
·         Avrupa'nın devlet ve toplum yapısının ihtilallerle değişmesi, Avrupa'da büyük sosyal gelişmelerin halk hareketleri sonucu ortaya çıktığının bir kanıtıdır.
·         Fransız İhtilali'nin etkisiyle çıkan 1830 ve 1848 ihtilallerinden sonra Avrupa'da birçok ülkede parlamenter demokrasiye geçilmesi, "ihtilallerin evrensel düzeyde etki bıraktığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Fransız toplumundaki sınıf farklarının halkı isyana yöneltmesi, "Fransız İhtilali'nin en önemli ve yakın sebebinin ekonomik sorunlar olduğu" yargısını doğrular.
·         Fransız İhtilali sürecinde yayımlanan "İnsan Hakları Bildirisi"nde "Hiçbir kişi ve kuruluşun milletçe verilmeyen bir hakimiyeti kullanamayacağı" hükmüne yer verilmesi, "anayasal sistem ve parlamenter demokrasi" fikrinin Fransız halkı tarafından benimsendiğini gösterir.
·         Fransız İhtilali'nin getirdiği ilkelerin yayılmasını önlemek üzere Viyana Kongresi'nin toplanması, "İhtilal fikirlerinin Avrupa'daki sosyal ve siyasal düzeni sarstığı"yargısını doğrular.
·         Fransız İhtilali'nden sonra çok uluslu imparatorlukların dağılması, İhtilal'in getirdiği milliyetçilik düşüncesinin evrensel düzeyde etki bıraktığını gösterir.
·         Osmanlı ülkesinde Kanun-i Esasi ilan edilerek Meşrutiyet'e geçilmesi, Avrupa'da yayılan demokrasi düşüncesinin Osmanlı aydınlarını da etkilediğini kanıtlar.
·         ABD'nin bağımsızlık savaşı sırasında "İnsan Hakları Bildirisi" yayımlanarak, "kaynağını halktan almayan hiçbir hükümetin meşru sayılmayacağının" belirtilmesi, demokrasinin yeni bir "siyasal rejim" olarak benimsendiğini gösterir.
·         Sanayi Devrimi'nin üretim şeklini ve miktarını değiştirmesi, hammadde ve pazar ihtiyacını artırması ve üretime uluslararası bir boyut kazandırması, "devletlerarası ekonomik rekabetin artmasında ve büyük savaşların çıkmasında Sanayi Devrimi temel bir etkendir" yargısını doğrular.
 
OSMANLI DEVLETİ  -  DURAKLAMA DÖNEMİ
·         XVII. yüzyılda padişahların çoğunun devlet idaresine hakim olamaması, Osmanlı Devleti'nin duraklama sürecine girmesinde "merkezi devlet"yapısındaki bozulmanın önemli bir etken olduğunu gösterir.
·         XVII. yüzyılda Osmanlı ülkesinde halkın devlete güven ve bağlılığının sarsılmasının temel nedenlerinden biri, devlet idaresinde "yeterlik, doğruluk ve adaletin" yerini"rüşvet ve adam kayırmaya" bırakmasıdır.
·         XVII. yüzyılda şehzadelerin sancaklarda görevlendirilmesi kuralının terk edilmesi, "devlet yönetiminde deneyimsiz kişilerin" Osmanlı tahtına geçmesine neden olmuştur.
·         Osmanlı Devleti'nde, askeri yapıdaki bozulmanın siyasal ve ekonomik kurumları da etkilemesi, "devlet örgütlenmesinin temelde askeri nitelikte olmasına" dayanılarak açıklanabilir.
·         XVII. yüzyılda Osmanlı devlet adamlarının isyanları şiddet yoluyla dağıtmaya yönelmeleri, "merkezi otoriteyi koruma gereksinimi" temel alınarak açıklanabilir.
·         XVII. yüzyılda Osmanlı ülkesinde âyan denilen yarı feodal bir sınıfın ortaya çıkması,"merkezi devlet yapısının" bozulduğunun bir kanıtıdır.
·         Osmanlı Devleti döneminde çıkan Yeniçeri ve Celali isyanlarının devlet düzenini değiştirmeyi hedef almaması, "isyanların çıkar amaçlı olduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         Karlofça Antlaşması'ndan sonra Avrupa 'dan geri çekilme sürecinin başlaması, Osmanlı'nın Batı karşısında askeri üstünlüğünü kaybettiğini gösterir.
·         XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı ülkesinde ihtiyaca cevap verecek bir kültürel birikimin oluşmaması, "medrese eğitiminin bozulduğu, öte yandan Batı'daki gelişmelerin de takip edilmediği" yargısını doğrular.
·         XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde, yapılan birtakım ıslahatlara rağmen duraklama ve gerilemenin durdurulamaması, "kalıcı çözümlere" ulaşılamadığını gösterir.
 
OSMANLI DEVLETİ  - GERİLEME DÖNEMİ
·         XVIII. yüzyılda Rusya'nın Osmanlı ülkesinde yaşayan Ortodokslar üzerinde söz sahibi olması, Osmanlı'nın "Ortodoksları koruyucu bir güç"olmaktan çıktığını gösterir.
·         XVIII. yüzyılda Rusya'nın Osmanlı topraklarında konsolosluklar açması ve Ortodokslara ilişkin söz söyleme hakkı elde etmesi, Rusya'nın Osmanlı ülkesinde nüfuz ve etkinliğinin artmasına yol açmıştır.
·         XVIII. yüzyılda kapitülasyonların süreklilik kazanması ve yaygınlaşması, "Osmanlı Devleti'nin siyasal gücünün zayıflaması"temel alınarak açıklanabilir.
·         XVIII. yüzyılda âyanların güçlenerek taşrada kontrolü ele geçirmeleri, Osmanlı Devleti'nde "merkezi otoritenin"zayıfladığını gösterir.
·         Osmanlı Devleti'nin, kaybettiği yerleri geri alamayınca batıda savunma durumuna geçmesi, "Batı'nın askeri üstünlüğünün Osmanlılar tarafından kabul edildiği"yargısını doğrular.
·         Osmanlı Devleti'nin, gerileme ve dağılma sürecine girmesine rağmen, uzun süre varlığını korumasında, "Batılı devletlerin Osmanlı'daki çıkarlarını sürdürüyor olmaları"doğrudan etkili olmuştur.
·         Lale Devri'nde, Avrupa'daki teknik gelişmeleri takip etmek üzere Fransa'ya sürekli elçi gönderilmesi, "Osmanlı devlet adamlarının Batı'ya bakışının değiştiği"yargısıyla açıklanabilir.
·         Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya'ya Karadeniz'de donanma bulundurma hakkı tanınması, Osmanlı'nın Karadeniz'deki üstünlüğünün sona erdiğini gösterir.
·         Fransa'nın Mısır'ı İşgal etmesi üzerine İngiltere ve Rusya'nın Osmanlı'ya yardım etmeleri, "Fransa'nın işgal girişiminin bu devletlerin de çıkarlarına aykırı olduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         XVIII. yüzyıl reformlarında askeri alana ağırlık verilmesinin nedeni, yenilgilerin ve toprak kayıplarının artmasıdır.
 
OSMANLI DEVLETİ  -DAĞILMA DÖNEMİ SİYASAL GELİŞMELER
·         Osmanlı ülkesinin batılı devletler arasındaki çıkar çatışmasında bir araç haline gelmesi, Osmanlı topraklarının "jeopolitik konumu" temel alınarak açıklanabilir.
·         Batılıların Şark Sorunu olarak adlandırdıkları "Osmanlı topraklarını bölme" girişimlerini uzun bir sürece yaymaları, "çıkar çatışmalarından dolayı büyük bir savaşın çıkmasından çekindikleri" yargısını doğrular.
·         XIX. yüzyılda İngiltere ve Fransa'nın Rusya'ya karşı Osmanlı toprak bütünlüğünü savunmaları, bu devletlerin Akdeniz politikaları temel alınarak açıklanabilir.
·         Boğazlar sorununun Londra'da birçok devletin katıldığı bir konferansta çözümlenmesi, Boğazların "uluslararası bir statü" kazanmaya başladığını gösterir.
·         İngiltere ve Fransa'nın Kırım Savaşı'nda Osmanlı'yı desteklemeleri, Rusya'nın Akdeniz'e inme tehlikesi karşısında kendi çıkarlarını korumaya çalıştıklarının bir kanıtıdır.
·         1856 Paris Antlaşması'nda yer alan "Karadeniz'in tarafsızlığı" hükmü, "Osmanlı Devleti'nin de yenik bir devlet durumuna düşürüldüğü" yargısını doğrular.
·         Osmanlı Devleti'nin, Batılıların baskısı sonucu Islahat Fermanı'nı Paris Antlaşması'na eklemesi, "devletin kendi askeri ve siyasal gücüyle ayakta duramadığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         1856 Paris Antlaşması'na göre, Eflak ve Boğdan'ın statüsünün batılı devletlerce belirlenmesi, "Osmanlı'nın egemenlik haklarının zedelendiği" yargısını doğrular.
·         XIX. yüzyılın sonlarında Batılı devletlerin Mısır'a ilgilerinin artmasında, Süveyş Kana-lı'nın açılmasıyla bölgenin ekonomik ve siyasal önem kazanması etkili olmuştur.
·         XIX. ve XX. yüzyıllarda Osmanlı ülkesinde sınırlar daralırken merkezde Müslüman nüfusun artmasının nedeni, yenilgilerden ve toprak kayıplarından dolayı merkeze doğru birçok göç hareketinin yaşanmasıdır.
 
OSMANLI DEVLETİ  - DAĞILMA DÖNEMİ YENİLİKLERİ
·         Padişah ile âyanlar arasında Sened-i İttifak'ın imzalanması, âyanlığın önemli bir güç unsuru haline geldiğini ve devletin bu gücü kontrol altında tutma gereksinimi duyduğunu gösterir.
·         XIX. yüzyılda Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, devlet yönetimine Bakanlık usulünün getirilmesi, âyanların yetkilerinin sınırlandırılması, yeni iletişim, istihbarat ve güvenlik birimlerinin kurulması, merkezi otoritenin güçlendirilmesine çalışıldığını gösterir.
·         XIX. yüzyıl yeniliklerinin daha çok azınlıkları devlete bağlamaya yönelik olması, birlik ve beraberliği koruma gereksiniminin arttığını gösterir.
·         XIX. yüzyıl Osmanlı aydınlarının, hukuka dayalı kurumları olan bir devlet sistemi kurmaya çalışmaları, "yeni bir egemenlik anlayışına ulaşıldığı" yargısını doğrular.
·         Divan-ı Hümayun'un yerine Bakanlar Kurulu'nun kurulması, Avrupa tarzı bir devlet teşkilatı kurulmaya çalışıldığını gösterir.
·         Abdülmecid'in, Tanzimat Fermanı'ndaki ilkelere uyacağını belirtmesi, "padişahın da kanun gücünün üstünlüğünü kabul ettiği"yargısını kanıtlar.
·         XIX. yüzyılda çok sayıda siyasal gazetenin yayımlanması, Fransız İhtilali ile yayılan düşüncelerin Osmanlı toplumunda etkili olmasında rol oynamıştır.
·         Osmanlı ülkesinde Kanun-i Esasi ilan edilerek seçimlere gidilmesi, "ulus egemenliği" fikrinin uygulanmak istendiğini gösterir.
·         Kanun-i Esasi'ye göre hükümetin padişaha karşı sorumlu tutulması, "Mebuslar Meclisi'nin hükümeti denetlemesinin engellendiği"yargısıyla açıklanabilir.
·         Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının toplumda birleştirici bir etki bırakmaması, "milliyetçilik hareketlerinin giderek güç kazandığı" yargısını doğrular.
·         Tanzimat döneminde aydınlanma filozoflarına ait eserlerin Osmanlıca'ya ve azınlıkların dillerine çevrilmesi, "halkın siyasal düşüncelerini yönlendirecek gelişmelerin meydana geldiği" yargısını doğrular.
·         Tanzimat döneminde yönetim ve hukuk alanında yeniliklere ağırlık verilmesi, "devleti çöküntüden kurtarmanın yolunun hukuk sistemi ve yönetim usullerinin Avrupa'ya benzetilmesinden geçtiği" anlayışının benimsendiğini gösterir.
·         Baltalimanı Ticaret Sözleşmesi'nin Osmanlı aleyhine tek yanlı hükümler içermesi, Osmanlı Devleti'nin ekonomik bağımsızlığına aykırı bir durumdur.
·         Mahmut'un, "devletin kişilerin malına el koyması" uygulamasını kaldırmak istemesindeki amaç "özel mülkiyet"i güvenceye almaktır.
·         Tanzimat döneminde Arazi Kanunu çıkarılarak, herkesin elinde bulundurduğu top-rağın gerçek sahibi haline getirilmesi, "toprak üzerinde özel mülkiyet kurma" anlayışının benimsendiğini gösterir.
·         Osmanlı ülkesinde yayılan milliyetçilik düşüncesini Türklerin çok geç benimsemesi, "devletin çok uluslu bir yapıda olmasının birlik ve beraberliği koruma kaygısını ön plana çıkardığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Islahat Fermanı'nın İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla ilan edilmesi, "Avrupalıların Osmanlı'nın içişlerine karışarak reformlar üzerinde etkili oldukları" yargısını doğrular.
·         XIX. yüzyılda Osmanlı toplumunda kültürel çatışmaların çıkması, "Avrupa tarzı eğitim alan kişilerle eski okullardan yetişen kişiler arasında fikir ayrılıkları oluştuğu" yargısı temel alınarak açıklanabilir.
·         Tanzimat döneminde kızların okuyabileceği sanat okullarının açılması, eğitim anlayışının değiştiğini, kızların orta öğretimlerinin de devlet görevleri arasına alındığını gösterir.
 
XX .YÜZYIL OSMANLI SİYASAL TARİHİ
·         XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren "uluslararası siyasi dengeler" değişmiş, çıkar çatışmaları yeni bir boyut kazanmıştır. Bunda, Osmanlı - Alman yakınlaşması karşısında İngiltere'nin Osmanlı toprak bütünlüğünü korumaktan vazgeçmesi de etkili olmuştur.
·         XX. yüzyılın başlarında Almanya'nın Osmanlı'yı destekleyici bir tavır sergilemesindeki amacı, hammadde ve pazar ihtiyacını Osmanlı ülkesinden karşılamaktır.
·         Meşrutiyet döneminde Kanun-i Esasi'de değişiklik yapılarak bakanların Mebuslar Meclisi'ne karşı sorumlu hale getirilmesi, "ulusal egemenlik" anlayışının etkinleştirilmesi doğrultusunda bir düzenlemedir.
·         31 Mart Olayı'nı çıkaranların Osmanlı Mebuslar Meclisi'ni dağıtmayı hedeflemesi, isyanın ulusal iradeye karşı olanlar tarafından çıkarıldığını gösterir.
·         Birinci Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine Osmanlı Devleti'nin İtalya ile anlaşmak zorunda kalması, "Trablusgarp Savaşı'nın Balkan Savaşları sürecini hızlandırması" temel alınarak açıklanabilir.
·         XX. yüzyılın başlarında Balkan uluslarının Osmanlı'ya karşı bir birlik kurması, Balkan devletlerinin Osmanlı'yı Balkanlar'dan tamamen atmaya yöneldiğini gösterir.
·         Birinci Balkan Savaşı sonuçlarının İkinci Balkan Savaşı'na yol açması, "Osmanlı'dan alınan toprakların paylaşımında sorun çıktığı" yargısı temel alınarak açıklanabilir.
·         1913 İstanbul Antlaşması'na göre Bulgaristan'ın kendi sınırları içindeki Türklerin haklarını tanıması, Bulgaristan'da kalan Türklere azınlık statüsü tanındığını gösterir.
·         Balkan Savaşları sonucunda Batı Trakya ve Ege Adaları'nın kaybedilmesi, etkileri günümüze kadar süren sorunların çıkmasına neden olmuştur.
 
I. DÜNYA SAVAŞI
·         Yeni pazar ve hammadde kaynakları bulma arayışının dünya devletlerini karşı karşıya getirmesi, ekonomik çıkarların siyasal eğilimlere yön verdiğini gösterir.
·         Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında Batılı devletler Osmanlıya karşı tutumlarını belirlerken, Osmanlı Devleti'nin jeopolitik konumunu temel almışlardır.
·         Osmanlı Devleti'nin katılımıyla yeni cephelerin açılması ve Çanakkale Savaşı'nın kazanılması, Birinci Dünya Savaşı'nın uzamasında etkili olmuştur.
·         Dünya Savaşı'nda Arapların Osmanlı'ya karşı İngilizlerle işbirliği yapması, "Araplar arasında milliyetçilik düşüncesinin etkili olduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         Almanya'nın, Süveyş Kanalı'nı ele geçirmesi için Osmanlı'yı teşvik etmesi, İngiliz sömürgelerine giden yolları kesmeyi amaçladığını gösterir.
·         Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri arasında Osmanlı topraklarını bölmeye yönelik gizli antlaşmaların yapılması, Rusya'nın Doğu Politikası'nın diğer Avrupa devletlerince de benimsendiğini gösterir.
·         Wilson İlkeleri arasında "Her ulus çoğunlukta olduğu yerler üzerinde kendi bağımsız devletini kuracaktır"hükmünün yer alması, "imparatorlukların milletler esasına göre parçalanmasının öngörüldüğünü" gösterir.
·         Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan antlaşmalarla yenilen tarafların ordularının dağıtılması ve ağır silahlarına el konulması, yenilen tarafların savunma gücünün ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gösterir.
·         Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan antlaşmaların II. Dünya Savaşı'nın çıkmasında etkili olması, "antlaşmaların dünya barışını gerçekleştirmeye elverişli nitelikte olmadığını"gösterir.
 
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI VE SONRASI
·         Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Osmanlı ordusunun dağıtılmasını öngörmesi, Türk halkının "savunma gücü" ortadan kaldırılarak işgallerin kolaylaştırılmak istendiğini gösterir.
·         Mondros Mütarekesi'nin "İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa stratejik yerleri işgal edeceklerdir" hükmü, Osmanlı Devleti'nin fiilen sona ereceğini gösterir.
·         Mondros Mütarekesi'nde yer alan "Doğudaki altı ilde bir karışıklık çıkarsa, bu iller işgal edilecektir" hükmü, "İtilaf Devletleri'nin Ermenilere yurt sağlamaya yönelik politikaları" temel alınarak açıklanabilir.
·         Gizli antlaşmalarda yer almamasına rağmen, İngilizlerin Batı Anadolu'ya Yunanlıları çıkarması, Batılı devletler arasındaki çıkar çatışmasının bir yansımasıdır.
·         Mondros'tan sonra Boğazların her iki yakasının işgal edilmesi, "Osmanlı yönetim merkezinin" İtilaf Devletleri'nin kontrol ve baskısı altına girmesine yol açmıştır.
·         Mondros'tan sonra Mebuslar Meclisi'nin kapatılması, Osmanlı'da "milli idarenin" devre dışı bırakıldığını gösterir.
·         Mondros'tan sonra Anadolu ve İstanbul'da çok sayıda protesto gösterisi ve miting düzenlenmesi, işgaller karşısında "ulusal direniş" sürecinin başladığını gösterir.
·         Mondros'tan sonra Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve Kuva-i Milliye Birlikleri'nin kurulması, "ulusal bağımsızlık" düşüncesinin Türk milleti tarafından benimsendiğinin bir göstergesidir.
·         Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kuruldukları bölgelerin Türklüğünü kanıtlamaya çalışmaları, "ümmetçi ve hanedancı" anlayışın terk edilerek "milliyetçilik" düşüncesinin benimsendiğini gösterir.
 
KURTULUŞ SAVAŞI’NA HAZIRLIK - GENELGELER & KONGRELER
·         Milli mücadeleyi yürüten kadronun işgaller karşısında protesto gösterilerinin düzenlemesine önem vermesi, "gösterilerin halk üzerinde birleştirici bir etki bırakmasının hedeflendiği" yargısıyla açıklanabilir.
·         Amasya Genelgesi'nde, "Ulusun geleceğini ulusun azim ve kararı belirleyecektir" hükmüne yer verilmesi, evrensel değerlere dayanarak "demokratik yönetime" geçmenin hedeflendiğini gösterir.
·         Amasya Genelgesi'nde Kurtuluş Savaşı'nın amaç, gerekçe ve yönteminin belirtilmesi, "genelgenin yeni Türk devletinin kurulmasını sağlayan temel bir belge olduğu" yargısını doğrular.
·         Kurtuluş Savaşı sürecinde, milli egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesi kararı alınırken, ulus egemenliği ile çelişen kararların da alınması, "ulusal birliğin sağlanmasına ve bağımsızlık savaşının kazanılmasına öncelik verildiği" yargısıyla açıklanabilir.
·         Amasya Genelgesi'nde "yurdun bütünlüğü ve milletin geleceği tehlikededir" hükmüne yer verilmesi, Kurtuluş Savaşı'nın "gerekçesinin" hazırlanmaya çalışıldığını gösterir.
·         Sivas Kongresi'nde, milli mücadeleyi yürütmek üzere Temsilciler Heyeti'nin kurulması, Anadolu Hareketi'nin kendi "hükümetini" kurduğunun bir göstergesidir.
·         Kongrelerde, Mebusan Meclisi'nin derhal toplanarak hükümet çalışmalarını denetlemesi gerektiğinin kararlaştırılması, Kurtuluş Savaşı'nı yürüten kadronun "ulus iradesiyle birlikte hareket etmeye" önem verdiğini gösterir.
·         Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına karar alabilen Temsilciler Kurulu'nun başına M. Kemal'in getirilmesi, "M. Kemal'in, ulusal mücadelenin önderi haline gelerek, savaşı tek elden yönetme imkanına kavuştuğunu" gösterir.
·         Balıkesir Kongresi'nde Batı Cephesi'nin kurulmasının kararlaştırılması, "silahlı direnişi destekleme eğiliminin" Anadolu'da giderek arttığının bir göstergesidir.
·         Erzurum Kongresi kararlarında, "Milli iradeyi hakim kılmak esastır." hükmüne yer verilmesi, "ulus egemenliğine dayalı demokratik bir düzenin kurulacağına koşulsuz olarak karar verildiğini" gösterir.
·         Erzurum ve Sivas kongrelerinde "mandater yönetim" fikrinin reddedilmesi, "ulusal bağımsızlık" düşüncesinin milli mücadeleyi yürüten kadro tarafından koşulsuz olarak benimsendiğini gösterir.
·         Erzurum Kongresi mahalli hedeflerle toplanmasına rağmen ulusal kararların da alınması, "Amasya Genelgesi ilkelerinin kongre üyeleri tarafından benimsendiğini" gösterir.
·         Sivas Kongresi'ne katılacak delegelerin Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri veya belediyeler tarafından seçilmesinin istenmesi, "ulusun kaderini belirleyecek kararların bağımsızlık yanlısı kişiler tarafından alınmasına çalışıldığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Kuva-i Milliye'yi tek merkeze bağlamak üzere Ali Fuat Paşa'nın Batı Cephesi komutanlığına atanması, Temsilciler Kurulu'nun bir "hükümet" gibi hareket ettiğini gösterir.
·         Erzurum Kongresi'nin ulusal sınırlarla ilgili kararının Misak-ı Milli'de de yer alması, Kongre kararlarının "ulusal hedefler" haline getirildiğini gösterir.
·         Kurtuluş Savaşı sürecinde farklı görüşteki kişilerin aynı kongre veya meclis çatısı altında toplanarak birlikte hareket etmesi, "bağımsızlık düşüncesinin birleştirici bir etki bıraktığı ve savaşın kazanılmasına öncelik verildiğini" gösterir.
·         Sivas Kongresi'nden sonra İstanbul'da hükümet değişikliği yapılması ve yeni yönetimin Temsilciler Heyeti ile görüşerek Mebusan Meclisi'nin toplanmasını kabul etmesi, "Anadolu hareketinin siyasal gücünün artması" temel alınarak açıklanabilir.
·         Erzurum ve Sivas kongrelerinde bağımsızlık ve milli egemenlik ilkeleri doğrultusunda "ulusal kararların" alınması, "bir meclis gibi hareket edildiğini" gösterir.
 
TBMM’NİN AÇILMASI VE KURTULUŞ SAVAŞI’NIN YÖNETİMİNİ ÜSTLENMESİ
·         Misak-ı Milli kararlarının alınması üzerine İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u işgal ederek Mebusan Meclisi'ni kapatması, işgalci güçlerin çıkarlarının Türk ulusunun iradesi ile çeliştiğini gösterir.
·         M. Kemal'in Ankara'da açılacak meclisin "kurucu" nitelikte olması gerektiğini belirtmesi, "yeni devlet düzenine geçmeyi gerçekleştirebilecek bir meclis açmaya çalıştığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         İlk TBMM'de, "TBMM'nin üzerinde bir güç yoktur; milli irade ulusun geleceğine el koymalıdır"kararının alınması, "ulus egemenliğine dayalı yeni bir devlet düzenine" geçileceğinin bir göstergesidir.
·         İlk TBMM'de "güçler birliği" ilkesinin benimsenmesi, "savaş koşullarında kurulan Meclis'in güçlü bir otoriteye gereksinim duyduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         İlk TBMM'de padişah vekilinin de yer almasına izin verilmemesi, "Meclis'in kararlarında bağımsız hareket etmeye önem verdiğini" gösterir.
·         İlk TBMM'de, demokrasi yanlılarıyla saltanat ve hilafet yanlılarının tek bir çatı altında toplanması, "ulusal bağımsızlık" düşüncesinin toplumda "birleştirici"bir etki bıraktığını gösterir.
·         1921 Anayasası ile Anadolu'da fiilen milli egemenliğe dayalı bir devlet kurulmuş olmasına rağmen, yeni devlet düzenine resmen geçmenin sonraya bırakılması, "ulusal birlik ve beraberliği korumaya gereksinim duyulduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         İlk TBMM'de farklı görüşteki kişilerin değişik gruplar etrafında toplanması, kararların demokratik bir tartışma ortamında alınmasını sağlamış; fakat, gruplaşmalar bazen siyasal birliğin kurulmasını ve Meclis otoritesinin artırılmasını zorlaştırmıştır.
·         İlk TBMM'nin, 1921 Anayasası'nı hazırlaması, İstiklal Marşı'nı kabul etmesi, savaşı kazandıktan sonra da saltanatı kaldırması, TBMM'nin "kurucu bir meclis"gibi hareket ettiğini gösterir.
·         İlk TBMM'de, Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılarak İstiklal Mahkemeleri'nin kurulması, cephe gerisinde güvenliği sağlama ve Meclis'in otoritesini pekiştirme gereksinimini karşılamaya yönelik tedbirlerdir.
·         İstanbul'dan Ankara'ya kaçmayı başaran Osmanlı Mebuslar Meclisi milletvekillerinin de TBMM üyeliğine kabul edilmesi, TBMM'nin "ulusal iradeye" ve "demokrasiye" önem verdiğini gösterir.
·         İlk TBMM'nin, Anadolu'da çıkan isyanları dağıtmaya öncelik vermesi, "içeride birlik sağlanmadan dışarıda başarılı olunamaz" düşüncesiyle hareket edildiğini gösterir.
·         İlk TBMM'nin hükümet kurmayı öncelikli sorun olarak görüşmesi, "devlet işlerinin yürütülmesinin hükümetin varlığına bağlı olduğu" yargısı temel alınarak açıklanabilir.
·         TBMM'ye karşı çıkan isyanlarda, İtilaf Devletleri'nden başka İstanbul hükümetinin de kışkırtıcı bir rol oynaması, "Osmanlı yönetiminin işgalci güçlerle birlikte hareket ettiğini" gösterir.
·         Sevr Antlaşması'nın, Boğazlar üzerinde denetim kurulmasını ve kapitülasyonların daha da ağırlaştırılmasını öngörmesi, Anlaşma Devletleri'nin bağımsızlık ve egemenlik haklarımızı tanımak istemediklerini gösterir.
·         Osmanlı Devleti'nin, halkın temsilcilerinden oluşan Mebuslar Meclisi'nde kabul edilen Misak-ı Milli kararlarına aykırı olmasına rağmen Sevr Antlaşması'nı imzalaması, Osmanlı yönetiminin "ulusal iradeye" aykırı hareket ettiğinin bir göstergesidir.
 
SAVAŞLAR VE SİYASAL SONUÇLARI
·         TBMM kuvvetlerinin I. İnönü Savaşı'nda Yunanlılarla birlikte Çerkez Ethem kuvvetlerini de yenmesi, "düzenli ordunun" kurulmasıyla TBMM'nin içte ve dışta gücünün arttığını gösterir.
·         İnönü Savaşı'ndan sonra İtalya ve Fransa'nın, İngiltere'ye baskı yaparak, sorunu barış yoluyla çözmeye yönelmeleri, İtilaf Devletleri arasında görüş ayrılığı çıktığını gösterir.
·         Anlaşma Devletleri'nin, Yunanistan ve Osmanlı hükümetleriyle birlikte TBMM hükümetini de Londra Konferansı'na çağırması, "TBMM'nin siyasal ve hukuki varlığının resmen tanıdığını" gösterir.
·         İnönü Savaşı'ndan sonra İtilaf Devletleri'nin TBMM'yi Londra Konferansı'na çağırmaları, TBMM'nin, kazandığı askeri başarılarla siyasal gücünü kabul ettirdiğinin bir kanıtıdır.
·         İnönü Savaşı'ndan sonra Sovyet Rusya'nın TBMM ile Moskova Antlaşması'nı imzalayarak Misak-ı Milli'yi tanıması, TBMM'nin uluslararası alanda siyasal etkinliğinin arttığını gösterir.
·         İnönü Savaşı'ndan sonra 1921 Anayasası'nın ve İstiklal Marşı'nın kabul edilmesi, "TBMM'nin devlet kurma azminin arttığı"yargısıyla açıklanabilir.
·         Moskova Antlaşması'nda, her milletin kendi geleceğine serbestçe karar vereceğinin belirtilmesi, tarafların birbirlerinin bağımsızlığına saygı duyduğunu gösterir.
·         Sakarya Savaşı'ndan sonra İtalya ve Fransa'nın Anadolu'dan çekilmesi, "İtilaf devletleri arasında siyasal birliğin bozulduğunu" gösterir.
·         Moskova Antlaşması'nda, iki taraftan birinin tanımadığı bir antlaşmayı diğerinin de tanımayacağının belirtilmesi, tarafların "siyasal alanda birlikte hareket etme" kararı aldıklarını gösterir.
·         Kurtuluş Savaşı yıllarında ordunun ihtiyaçlarının Tekalif-i Milliye Emirleri çıkarılarak halktan karşılanması, devlet gelirlerinin savunma giderlerini karşılamaya yetmediğini gösterir.
·         TBMM kuvvetlerinin Kütahya - Eskişehir yenilgileri Kurtuluş Savaşı bütünü içinde ele alınırsa, "tek bir muharebenin değil, savaşın tümünün kazanılmasının ulusların geleceğini belirlediği" yargısına ulaşılabilir.
·         M. Kemal'e "Başkomutanlık" görevi ile birlikte "Meclis adına askeri kararlar alabilme" yetkisinin de verilmesi, "M Kemal'in, devlet işlerinde tek başına hareket etme imkanına kavuştuğunu" gösterir.
·         Fransa'nın doğu, güney ve batıdaki gelişmelerin etkisiyle Anadolu'dan çekilmesi, Türk milletinin "varlığını ve bağımsızlığını" askeri alanda kazandığı başarılarla işgalci güçlere kabul ettirdiğini gösterir.
·         Moskova Antlaşması'nda, Osmanlı ile Çarlık Rusya arasında yapılan antlaşmaların geçersiz sayılması, "Sovyet Rusya'nın kapitülasyon haklarından vazgeçtiğini" gösterir.
·         İngiltere'nin Ankara Antlaşması'nın imzalanmasını önlemeye çalışması, TBMM'nin siyasal alanda güçlenmesinin İngiltere'yi korkuttuğunu gösterir.
·         Sakarya Savaşı ile birlikte Yunan ilerleyişinin kesin olarak durdurulması, "taarruz üstünlüğünün" TBMM kuvvetlerinin eline geçtiğini gösterir.
·         Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla İstan-bul ve Boğazların TBMM'ye bırakılması, Osmanlı Devleti'nin ileride "hukuken" sona ereceğinin bir kanıtıdır.
·         TBMM'nin, kazandığı her askeri başarıdan sonra siyasal kazanımlar da elde etmesi, "dış siyasette güçlü olmanın iç siyasette de güçlü olmaya bağlı olduğunu"gösterir.
 
SALTANATIN KALDIRILMASI  & LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
·         TBMM'nin saltanatı kaldırması, milli egemenliğe dayalı demokratik bir devletin resmen kurulması doğrultusunda "inkılap" sürecinin başlatıldığını gösterir.
·         İstanbul Hükümeti'nin Lozan Görüşmeleri'ne çağrılması üzerine TBMM'nin saltanatı kaldırması, TBMM'nin, "barış görüşmelerinde Türk milletini tek başına temsil etmeye" önem verdiğini gösterir.
·         Lozan Barış görüşmeleri sırasında Türk tarafının isteklerine en çok direnen devletlerin İngiltere, Fransa ve İtalya olması, "bu devletlerin eski politikalarından, sömürgeci emellerinden vazgeçmedikleri" yargısıyla açıklanabilir.
·         Anlaşma Devletleri'nin tavrı karşısında TBMM'nin Lozan Barış Görüşmeleri'nden çekilmesi, "Türk tarafının uluslararası eşitlik ve tam bağımsızlık ilkelerine dayanmayan bir barışı kabul etmeyeceği" yargısını doğrular.
·         Lozan görüşmelerine ara verildiği dönemde, TBMM'nin, İzmir'de bir İktisat Kongresi toplayarak ekonominin tüm alanlarında tam bağımsızlık kararı alması, "TBMM'nin, kapitülasyonların kaldırılması konusundaki kararlılığını duyurmaya çalıştığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Lozan Konferansı'na ara verildiği dönemde TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verilmesi, "içeride siyasal birliği güçlendirerek görüşmelere gitme gereksinimi duyulduğu" yargısıyla açıklanabilir.
·         Lozan Antlaşması'nda kapitülasyonların tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılması, "ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın Batılılarca tanındığı" yargısını doğrular.
·         Lozan Antlaşması'yla Yunanistan'dan savaş tazminatı alınması, Yunan işgallerinin haksızlığının Batı kamuoyu tarafından da kabul edildiğinin bir kanıtıdır.
·         Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın sömürge altındaki uluslara yol gösterici olması, "Türk milletinin bağımsızlığını sağlama ve korumadaki kararlılığının evrensel düzeyde bir etki bıraktığı" yargısını doğrular.
 
CUMHURİYETİN İLANI VE İÇ SİYASAL GELİŞMELER
·         Lozan Antlaşması'ndan sonra cumhuriyetin ilan edilmesi, Türkiye'de "bağımsızlık ve milli egemenlik" ilkelerinin hayata geçirilmesinin aynı sürecin ürünü olduğunu gösterir.
·         Saltanatın kaldırılmasıyla ortaya çıkan "devlet başkanlığı" ve "yönetim şekli" sorunlarının cumhuriyetin ilanı ile çözümlenmesi, Türk aydın ve devlet adamlarının, evrensel değerlere dayalı yeni bir "egemenlik anlayışına" ulaştığını gösterir.
·         Saltanatın kaldırılarak yerine cumhuriyetin ilan edilmesi, "ulusal egemenliğe dayalı demokratik rejime en elverişli yönetim şeklinin cumhuriyet olması" temel alınarak açıklanabilir.
·         Cumhuriyetin ilanından sonra halifeliğin kaldırılması, laik devlet düzenine geçiş sürecinin başlatıldığının bir göstergesidir.
·         Halifelikle birlikte Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı'nın da kaldırılması, "eski düzen yanlılarının"güç alabilecekleri kaynakların ortadan kaldırılmasına çalışıldığını gösterir.
·         Türkiye'de çok partili hayata geçiş denemelerinin başarısızlıkla sonuçlanması, "halkın henüz demokratik düzenin gerektirdiği olgunluğa erişmediği" yargısını doğrular.
·         Türkiye'de bir süre tek partili yönetimin sürdürülmesi, "TBMM'de muhalefet olmadığı için hükümet çalışmalarını denetlemenin güçleştiği" yargısını doğrular.
·         Şeyh Sait İsyanı'nın Musul'un elden çıkmasına ortam hazırlaması, içeride çözüm bekleyen sorunların artmasının dış siyaseti de olumsuz yönde etkilediğini gösterir.
·         Türkiye'de bir süre tek partili bir yönetimin sürdürülmesi, "yenilik yapma ve yapılan yenilikleri topluma benimsetme gereksinimi" temel alınarak açıklanabilir.
·         Cumhuriyetin ilanından sonra ordu ile siyasetin birbirinden ayırılması, ulus egemenliğine ters düşen uygulamaların terk edilmek istendiğini gösterir.
 
CUMHURİYET DÖNEMİ YENİLİKLER - İNKILAPLAR-
·         Türkiye'de önce temel inkılapların yapılması, sonra diğer alanlarda yeniliklere gidilmesi, Türk reform hareketinin birbirini tamamlayan bir süreç şeklinde geliştiğinin bir göstergesidir.
·         Türkiye'de yenilikler yapılırken şartların ve ihtiyaçların göz önünde bulundurulması, toplumsal gelişmelerde başarılı olmak için zamanlamaya dikkat edildiğini gösterir.
·         İnkılaplar yapılırken, Avrupa uygarlığı yanında Türk toplumunun ihtiyaçlarının da dikkate alınması, "Türk inkılap hareketinin tüm aşamalarının çağdaş ve ulusal bir karakterde olduğu" yargısını doğrular.
·         Hukukun kaynağının akla ve bilime dayandırılması, "toplumsal ilişkilerdeki sürekliliği yakalama ve değişen toplumun ihtiyaçlarına cevap verme gereksinimi" temel alınarak açıklanabilir.
·         Medreselerin kapatılması, Avrupa'nın ağırlık ve uzunluk ölçü birimlerinin alınması, "toplumda belli alanlarda var olan ikiliklerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı" yargısıyla açıklanabilir.
·         Medeni Hukuk'un kabulüyle toplumda kadın-erkek eşitliği sağlanması ve kadınlara siyasal hakların tanınması, "Türkiye'de sosyal hukuk devleti anlayışının yerleştirilmeye çalışıldığı" yargısını doğrular.
·         Tevhid-i Tedrisat Yasası çıkarılarak medreselerin kapatılması, eğitim ve öğretim ilkelerinde birlik sağlayarak toplumda kültürel çatışmalara yol açabilecek faktörlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gösterir.
·         Soyadı Kanunu ile toplumda ayrıcalık belirten unvanların kaldırılması, "halkçılık" ilkesi doğrultusunda düzenlemeler yapılarak "hür, eşit ve kaynamış" bir toplum oluşturulmaya çalışıldığını gösterir.
·         Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarının kurulması, "ulusçuluk" ilkesi doğrultusunda çalışmalar yapılarak, Türklerin kurdukları medeniyetleri ve Türk dilinin öz kaynaklarını ortaya çıkarmaya önem verildiğini gösterir.
 


TÜRKİYE'DE TARİH EĞİTİMİNİ YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR

(Sonucu göster)


Reklam
 
GÜNCEL DÖVİZ KURLARI
 
GÜNCEL ALTIN FİYATLARI
 
KÖŞE YAZILARI
 
 
Bugün 21 ziyaretçi (1526 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=