MERHABA BEN MURAT CAN ŞANLI TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ DOĞRU YERDESİNİZ... (sitede görünen reklamların sitemizle ilgisi yoktur...)

   
 
  OSMANLIDA MİSYONERLİK

 

OSMANLI İMPARATORLUĞU’DA AMERİKAN MİSYONERLERİ
Misyon (mission)  kelimesi Latince “mittere (göndermek)” fiilinden gelir. Bir görevle, memuriyetle göndermek. Böylece misyonerlik örgütü amaçlı  ve şuurlu bir din yayılmacılığıdır.[1]  Hıristiyan  kiliselerinin, Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için  kurdukları teşkilata misyon, bunları idare eden ve faaliyet gösteren din adamlarına misyoner denilmektedir.
Misyonerlik hareketinin ilk başlangıcını havariler yapmışlardır. Yeni çıkmış bir dinin yayılması için çalışan bu kişiler, belirli prensipleri ve devrin yeni ilahi dine ihtiyaç  duyuran yapısı gereği gayelerine hızlı bir tempoda ulaşmışlardır. Misyonerlerin en tanınmışı Aziz Paulus’tur.[2]
Misyonerler önce faaliyet bölgelerini tanırlar, Önemli tetkikler yaparlar.  Kaşif, mühendis, seyyah, topograf, doktor, vs. gibi farklı unvan ve sıfatlara  incelemelerini sürdürürler.[3]  Misyonerlerin öncelikle el attıkları faaliyet sahaları okullar, yabancı dil kursları, hastaneler,  dispanserler, yetimhaneler, yayınevleri ve geniş maksatlı yardım teşkilatlarıdır.[4] Bunlardan en önemlileri okullardır. Misyonerler eğitime fevkalade önem vermişler, en temel çalışmalarını bu yolla yürütmüşlerdir. Eğitim, hem ideallerin verildiği, aşılandığı, hem de kültürel transformasyonun sindire sindire yapıldığı alandır. Halka bu yolla nüfuz edilir, gençliğe bu sayede el atılır. Ayrıca eğitim vasıtasıyla Türklerinin düşmanlıklarını uyandırmadan Hıristiyanlaştırma çalışmalarına devam edilebilme imkanları da açıktır[5]
  
 
Pontus misyoner örgütlerinin dünyayı aralarında paylaşmalarında Osmanlı mülkü ve özellikle Anadolu coğrafyası Amerika’nın payına düşüyordu. 1810 yılında ABD’de kurulan ve kısa adı BOARD olan American  Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) örgütü 15 Ocak 1820 tarihinde öncü misyonerlerini Osmanlı İmparatorluğu’na gönderdi.[6]  Anadolu’ya gelen misyonerlerin ilk tespiti şu olmuştur: “Dinlerinin batıl olduğuna inandıkları Yahudiler’i  de, “dinsiz ve heretik (sapık)” olarak suçladıkları  müslümanlar’ı da  Hıristiyanlaştırmak  mümkün değildi. Çünkü Yahudiler, adil  Osmanlı Devlet düzeninde bütün ibadet  ve gelenekleri korumuşlar, dahası, azınlık psikolojisi ile günden güne daha çok birbirlerine kenetlenmişlerdi. Müslümanlar’a gelince  onları Hıristiyanlaştırmanın önündeki engel daha da güçlü idi: devlet ve halk Müslüman. Devlet, İslam dinini bırakan mürtedlere idam  cezası uygulayıp, buna yardımcı olanlar hakkında da şiddetli takibatlarda bulunurken, Müslüman halk da mürtedleri kendi içinde barındırmamak için her türlü tepkiyi gösterebilirdi. Onun için yeni hedefler, yeni kitleler, yeni politikalar bulmak gerekiyordu.”  Bunda fazla gecikmeyeceklerdi. Çünkü eski Doğu kiliselerine mensup milyonlarca Hıristiyan, Ermeni, Rum, Arap, Nesturi, Bulgar vb. onları bekliyordu. Bu misyonerlik tarihinin belki de en önemli fırsatlarından biri idi. Her bir topluluk, Ortadoğu’nun kapısını  misyonerlere açacak birer anahtar rolü oynayabilirdi. Hemen çalışmalar bu yöne kaydırıldı.[7]
Amerikalı  misyonerler, İstanbul merkez olmak üzere “4” çalışma bölgesi  belirlemişlerdi.
  1. Rumeli Bölgesi: Filibe, Samakov, Selanik ve Manastır yörelerini  içine alıyordu ve amacı  Bulgaristan’ın  bağımsızlığına kavuşmasını sağlamaktı.
  2.  Batı Anadolu Bölgesi: İstanbul, İzmir, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon yörelerini içine alıyordu.
  3.  Orta Anadolu Bölgesi: Toros Dağları’nın  güneyinden Fırat Nehri Vadisine kadar olan yerleri kapsıyordu.
  4.  Doğu Anadolu Bölgesi: Harput (Elazığ), Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis şehirleri ile Rus ve İran sınırına kadar olan yerleri kapsıyordu.[8]
İstanbul’un merkez olarak seçilmesinde; misyonerliğin İmparatorluğa girişi, Şark Meselesi’nin halli, Anadolu’nun yeniden Hıristiyanlaştırılması, Orta- Doğu’nun ve dolayısıyla İslam dünya dünyasının hakimiyet altına alınışı yüzyıllar boyu İstanbul’un Hıristiyan gelişmesine engel teşkil etmesi, İslami siyasetin bu konuda da başkenti olması, tüm bu temel idealler rol oynamaktadır. [9]
 
Amerikalılar, Osmanlı İmparatorluğu’nda misyonerlik çalışmalarına Ermenileri himaye altına alarak başlamışlardır. Amerikalıların  Ermenileri himaye altına almalarındaki en önemli sebep,  Amerikalı misyonerlerin Ermeniler’i Protestanlığa kazandırma gayeleri sonucu  Ermeni-Amerika ilişkisi ve yakınlığının ortaya çıkmasıdır. Amerika Ermenileri koruma altına almakla onlar için çalışmanın yanı sıra onları da kendi çıkarları doğrultusunda kullanma yoluna gitmişlerdir. [10]Amerika için önemli olan Ermeni milleti değil onların kendilerine sağlayacağı imkanlardı. Bunu doğrulayan görüşü ise yine Amerikalı  bir konsolos, Amerika’nın Sivas konsolosu Mr. Jewet, söz konusu etmiştir.
“.... Ermeniler karaktersiz  ve yurt sevgisinden yoksun bir topluluktur. Sıradan bir Ermeni göze girmek ve para kazanmak ve hatta intikam almak için casus, muhbir ve çok zaman da sahte muhbir olmaktadır.”
“....Ermeniler aleyhindeki delilleri, genellikle Türkler değil, Ermeni casuslar, paralı Ermeni muhbirler veya tutukluların Ermeni arkadaşları toplamaktadır.”
Amerikalıların Ermeniler hakkında bu kadar olumsuz düşünmelerine rağmen onları korumak yada yardımcı olmak için ellerinden geleni yapmaları nasıl açıklanabilir?. Bu ancak Anadolu’nun yer altı ve yer üstü zenginliklerinin kullanılabilmesi için bir hak sağlamak, söz sahibi olmak amacı ile Ermeniler’in aracı olarak kullanılması düşüncesi ile açıklanabilir. Amerika’nın istediği şey Ermeniler’in varlığının ortaya konması yada güçlenmesi değildi. Önemli olan  Ortadoğu’da yerleşebilmek ve kendilerine sağdık bir devlet yaratmak, Rusya açısından da onların Akdeniz’e inişlerini engelleyebilecek bir tampon devlet oluşturmaktı. Bu  siyasi sömürgeciliğin hedefi ise biraz önce sözünü ettiğimiz yer altı ve yer üstü kaynaklarıydı. Osmanlı toprakları üzerindeki zengin kaynaklar hakkında sık sık konsolosluklar  tarafından raporlar düzenlendiği bilinmektedir. Bu raporlardan biri de Amerika’nın Sivas Konsolosu Mr. Jewet tarafından verilen 4 Kasım 1887 tarihli raporudur. Bir kısmını aktarıyoruz.
“Anadolu’nun maden kaynakları zengin ama pek az geliştirilmiştir. Bir başka hükümetin elinde olsaydı, bu maden kaynakları yüzyılın en büyük verimi ve serveti sağlanırdı. Ama bu günkü koşullarda bunun hemen hemen hiçbir değer taşımıyor.” Kaynakların zenginliği, bir başka devletin ancak bunu değerlendirebileceği açıkça belirtilmiştir. İşte bu ekonomik çıkar, Amerikalılar’ı Ermeniler’in  koruyucusu durumuna getirmiş, bu yoldaki çabalar ve politik oyunlar bir sorun yaratılmasında önemli bir etken olmuştur.
Amerikalılar’ın Ermeniler için verdiği uğraş birkaç yönde gelişmiştir.
__ Osmanlı toprakları üzerindeki Ermenileri himaye altına alıp etkilemiştir.
__Amerika’da Ermeniler’i ezilmiş, zavallı bir toplum olarak tanıtan hem duygusal yönde hem de maddi kaynaklar açısından  onlara taraftar toplamıştır.
__ Propaganda aracılığı ile hem tüm Ermeniler arasında yerini almış hem de   bu düşüncelerini her devlete anlatabilme olanağı bulmuştur.
__ Misyoner cemiyetleri sayesinde her Ermeni ile ilişki kurabilmiş her Ermeniyi etkisi altına alabilmiştir.
__ Konsolosluklar kurarak kendi vatandaşlarına yardımcı olmak yanında, hem Ermeniler arasındaki hem de kendisi ile Ermeniler arasındaki bağı sürdürmüş, daima canlı ve taze tutmuştur.[11]
 
 
1860 yılında Harput’ta yapılan yıllık toplantıda öncelikle Ermeniler’e yönelik faaliyetlerin üç misyon çerçevesinde yürütülmesi kararlaştırıldı. Yüzyılın sonuna kadar bir daha değişmeyecek olan bu örgütlenmeye göre, kabaca Trabzon’dan Mersin’e çekilen bir çizginin batısında kalan bölge Batı Trabzon Misyonu’nu oluşturdu. Zaman zaman değişiklik geçirmekle birlikte bu misyonun istasyonları şunlardı: İstanbul, Merzifon, İzmit, Kayseri, Bursa, Manisa, Ve Sivas. Misyonun pây-ı tahtı İstanbul’du.
Sivas’ın güneyinden Mersin’e, Mersin’den de Halep’e çekilen doğrular içinde kalan üçgen alanda ise Merkezi Türkiye Misyonu yer alıyordu. Antep, Halep, Adana, Antakya ve Maraş bu misyonun istasyonlarıydı. Bu misyonun pây-ı tahtı ise Antep kentiydi.
Bu iki misyonun doğusunda kalan alanlar ise Doğu Türkiye Misyonu   ile kapsanıyordu. Pây-ı tahtı Harput olan bu misyonda ki belli başlı istasyonlar ise Harput, Bitlis, Erzurum, ve Mardin’di.[12]
Amerikan misyoner casuslarıyla Ermeniler’in işbirliğinin bir ispatı olarak sunacağımız Başbakanlık Arşivi belgelerinde Osmanlı istihbaratının tespit ettiği bazı çarpıcı konular gözler önüne serilmektedir.
 
BELGE 1
Sivas Vilayeti Mahrem Mektub-i Kalemî (Gizli) Aded 113225/638
Dahiliye Nezareti Celîlesine (İçişleri Bakanlığı’na)
Devletlü efendim hazretleri 20 Temmuz 335(1919) şifre-i telgrafnâme-i âcizâneme zeyldir. Amerikalılar’la İngilizler tarafından Merzifon’a esliha  getirildiği ve bunların Rum ve Ermeniler’e tevzi’ edildiği hakkında evvelce makam-ı vilâyetten nezaret-i celîlerine vâki olan iş’ar-ı mahiyet tahkiki zımnında Merzifon’a azimet ve avdet eden Amasya Jandarma Tabur Kumandanı tarafından bi’l-itâ mutasarrıflıktan gönderilen rapor sureti manzur-ı devletleri buyurulmak üzre leffen  arz ve takdim kılınmıştır. Münderecâtına nazaran Rum ve Ermeniler’e silah tevzii keyfiyeti ve Hıristiyanlar’ın  ecnebîler tarafından ziyade himaye edildiği anlaşılmış olmakla  ol bâbda emr-ü ferman hazret-i men lehül emrindir.
3 Ağustos 335
Sivas Valisi
Mehmet Reşit
(orijinal metni ekte)
BELGE 2
19-7-335 ve 1233 numaralı emirnameleriyle merbutu bulunan Beşinci Kafkas fırkası Kumandanlığı’nın fî 5 Haziran 335 ve 3864 numaralı tezkireleri muhteviyatının derece-i mukareneti hakkında Merzifon, Gümüş Hacı Köyü’nde icra kılınan tahkikat neticesi zîrde maruzdur.
  1. Amerikalı ve İngiliz cephane, tüfenk, makinalı tüfenk ve iki top getirmişlerdir. Bizzat makinalı tüfenk açık olarak götürülmüştür, fakat şimdiye kadar bir şahsa bir tüfenk verildiğine dair bir malumat dermeyân olunamamakta, yalnız şimdilik icabında tevz’ istimâl olunmak üzre hıfz edilmekte olduğu kanaat-i katiyye mevcuttur.
  2. Amerika ve İngiltere açıktan açığa Ermeni ve Rumları tesahub ve himaye etmektedirler. Kara Köy’de bir öksüz yurdu tesis olunmakta ve bu suretle haftada bir defa otomobille mezkur mahalle gidilmektedir. Otomobilde Şaki Vangel’in bazen, bir zaman da iki biraderi de bulunmakta, “isimleri Alerko ve Yanko” ve ekseriya Aleksi de mezkur vasıta ile azimet ve avdet etmektedir. Başta reji memurlarından Aleksi olmak üzere Aleko ve Yanko Kolejin (Merzifon Amerikan Koleji) vasıta-i icraat ve ilkaatıdır.
  3. Hâlen Merzifon’da 300 kadar Boer efradı ve üç zabit mevcut olduğu ve henüz kendini göstermeyen sınıf-ı harbe mensup bir de binbaşı kolejde bulunmaktadır. Fırsat düştükçe gelip giden otomobillerle efradın  adedi tezyid olunmakta bulunduğundan tabura ifrağ olunacağı zannolunmaktadır.
  4. Mukaddema Develü Jandarma bölüğü kumandanı olup ihrac ve tekaüt edilmiş olan, Kürt cinsinden bulunan yüzbaşı Hüseyin Fikri isminde bir zabit maa ile 30lira kadar maaşla kolej tarafından tedarük edilmiş bir hanede ikamet etmektedir.
  5. Tebdilen gelen İngilizler efradı geldikleri zaman çarşuya dağılarak sarhoş olmuşlardır, sokaklarda mest-ü yuakıl dolaşmaktadır. Kolejden bir İngiliz zabiti hükümete müracaat ederek efrada müskirat satılmamasını talep etmiş ve bu sırada kendileri hakkında ahalinin afkârı ne yolda olduğunu sual ederek,  başlıca emellerinin cins  ve mezhep tefrik edilmeksizin saadet-i umumiyenin  temini olduğunu söylemiştir.
  6. Birkaç gün mukaddem Ermeniler’in Masrub Mektebi’nin resm-i kürşadında mukaddema Abranosyan’ın direktörü olup şimdilik boşta bulunan Sandorsyan Setrak irâd-ı nutk ederek artık hükûmât-ı muhtelifiyenin himayesiyle terakki ve teâli ve mesârif-i ihya edeceklerini zulm-ü istisaftan lehülhamd kurtuldukların zikr-i ityan etmiş ve mukabeletan Amerikan Koleji’nde bulunup mebde-i harbde sevk olunan kolej tabiblerinden Vayt nutuk söylemiş ve müteakiben kolejde tercüman vazifesini gören, aynı zamanda kâtip vazifesinde bulunan Keşiş Tatyos ve Rum milletinden Protestan kilisesinin vâizi bulunan Pavlidis dahi nutukta mukabelede bulunmuştur.
İşte bâlâdaki mesrudâttan ve takınmış oldukları evzâ-ı harekâttan anlaşıldığına nazaran kolej hakiki bir Amerika müstemlekesi vaziyetini almış ve bu meyanda Ermeni ve Rumları Türk milletinin nazar-ı hırs ve gazabına celbedecek surette iltizâmkârâne himaye ve sahabet eylediği tezahür etmiş bulunduğu arzıyla iş bu rapor  tanzimen
arz ve takdim kılındı. Ferman
(orijinal metin ekte)
 
 
Amerikalı misyonerler Osmanlı’ya geldikleri ilk günden itibaren eğitim/öğretim faaliyetlerine ayrı bir önem vermişler, birçok yere okul açmışlardır.[14] Misyoner çalışmalarının ağırlık noktasını eğitim ve öğretim faaliyetleri oluşturmaktadır. Gerek formel biçimde okulda, gerekse okul dışı yapılacak her türlü laik ve dinsel eğitim/öğretim çabaları, ders, seminer, konferans gibi etkinlikler öne çıktı.
Amerikalı misyonerlerin yönetimindeki okullar o dönem Müslüman ve azınlık okullarına göre, en azından araç, gereç ve öğretim teknikleri açısından daha cazip olduğunu düşünmek mümkündür. Misyonerlerin eğitim alanındaki avantajları, daha  aktif ve katılımcı eğitim yöntemleriyle, çok daha gelişken ve bilimsel eğitim araç ve gereçlerinden kaynaklanıyordu.[15]
Amerikan misyonerleri açtıkları okullar sayesinde eğitim yoluyla okullarda okuyan Ermeni çocuklarını, hem çocuklara verilen eğitim sayesinde hem de  çocuklar aracılığı ile onların ailesi ile temas kurup yardımcı olarak Ermeni ailelerini etki altına alma düşüncesindeydiler. Bunu özellikle de Ermeniler’in nüfus bakımından yoğun olduğu yerlerde okul açarak geliştirmeye çalıştırmaları beklen etkiyi göstermiştir. Burada önemli olan  şey bu misyonerler okullarda Ermenilere verilen ideolojinin ne olduğudur. Bu ideolojinin ne olduğunu yine bir Amerikalının ağzından aktaralım. Amerikalı Prof. Earle “American Missions in the Near East” adlı eserinde şunları söylemektedir:
“Amerikan  misyoner okullarında Ermeniler dillerini ve tarihsel geleneklerini yeniden üstün tutmayı öğrendiler. Batı’nın siyasal toplumsal ve ekonomik ilerleme ideallerini tanıdılar. Bulundukları duruma karşı daha etkin bir hoşnutsuzluk duymayı ve köylü Müslüman komşularına karşı keskin bir üstünlük duygusu beslemeyi elde ettiler.[16]
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk Amerikan misyoner okulu 1824 yılında Beyrut’ta açıldı. Bir yıl sonra Suriye misyonuna bağlı okulların sayısı (ikisi kız okulu olmak üzere) 5’i buldu. Ermeni ruhbanının alttan alta muhalefetine rağmen Goodell’lerin evinde açılan kız okulundaki öğrenci sayısı 1832 yılı ortalarında 28 idi. Amerikalı misyonerler ayrıca Ermeni çocuklar için 1834 yılında Pera’da bir tür erkek lisesini de hizmete soktular. Bu ilk yıllardan başlayarak, Amerikalı misyonerler, İstanbul’un yanı sıra İzmir, Bursa ve Trabzon’da  da okullar açtılar. ABCFM istatistiklerine göre, 1836 yılında İstanbul’da biri orta dereceli olmak üzere üç okul vardı ve bu okullarda okuyan öğrenci sayısı (46’sı kız olmak üzere) 120’yi bulmuştu. 1836 yılında Bursa ve çevresinde ilkokullarda öğrenim gören öğrencilerin sayısı ise200’ü bulmuştu. Aynı şekilde İzmir’de Rum ve Ermeni cemaatlerine  bağlı, ancak misyonerlerden destek ve yardım gören okullarda okuyan öğrenci sayısı da 300’ü aşmıştı.
1860’lı yılların sonuna gelindiğinde, Anadolu’da 4 ilahiyat  okulu ve burada okuyan 74 öğrenci; 9 adet orta dereceli(orta-lise) yatılı kız okulu ve 64 öğrencisi; 220 ilkokul ve buralarda okuyan 6000’e yakın öğrenciyi içeren bir eğitim dizisi oluşmuştu. Bunun 1870 yılında ABCFM’in dünya ölçeğindeki faaliyetleri içindeki ağırlığı da bir hayli fazla idi. ABCFM’in bütün dünyada sahip olduğu ilahiyat okulunun %25’i (4/16); yatılı kız okullarının %45’i (9/20) ve ilkokulların da %44’ü Anadolu’nun payına düşmüştü.[17]
 

   
1840
1846
1850
1855
1860
1865
1870
İlahiyat Okulları Okul Sayısı
-
1
1
1
3
2
4
Öğr. Sayısı
-
35
25
40
76
21
74
Yatılı Erk
Okulları
Okul Sayısı
1
-
-
2
1
-
-
Öğr. Sayısı
7
-
-
15
17
-
-
Yatılı Kız Okulları Okul Sayısı
1
1
1
1
2
3
9
Öğr. Sayısı
3
15
22
25
30
70
189
TOPLAM Okul Sayısı
6
9
7
47
70
52
233
Öğr. Sayısı
84
164
225
1216
2428
1452
5880

Tablo 1: Okullar ve Öğrenci Sayıları
 
Orta dereceli Amerikan misyoner okullarının yönetimsel hiyerarşisi  genellikle şöyle bir yapı ortaya koymaktadır: En  yukarıda doğal olarak ABCFM ter alıyordu. Misyonerler, ilk yılık toplantılarında bu okullara ilişkin stratejik ve taktik kararları oluşturuyorlardı. Ancak, yerli katkının büyüklüğüne ve yerli unsurların gücüne bağlı olarak yerli Hıristiyan cemaate de söz hakkı tanıyordu. Bu okulların pek çoğu için bir mütevelli heyeti belirleniyor ve bu heyete genellikle misyonerlerin güvendiği yerel önderler yer alıyordu. Okulların fiilen yönetimi ise okul yönetim kurulu (Board of Managers) üstleniyordu. Bu kurullarda başlangıçta Amerikalı misyonerlerde olan ağırlık, zamanla yerli unsurlara kaymıştır. Yönetim kurullarını belirleyen mütevelli heyeti, bunları denetleyen de ABCFM’in katkısı oranında misyonerlerdi.[18]
 
Bu okulların gelirleri başlıca üç kaynaktan sağlanıyordu. Birinci kaynak, Amerika’daki misyoner  örgütleriydi. İkinci kaynak, yerli ve yabancı hayır sevenlerin  gönüllerinden kopan paralarla oluşan fonlardı. Yabancı hayır sevenler ABD ve İngiltere’deki kişi ve kuruluşlarken, yerli hayır sevenler genellikle yörenin Protestan cemaatine mensup varlıklı kişilerdi. Üçüncü kaynak ise, yatılı ücreti, ders ücreti, kitap kirası vb. adlar altında öğrencilerden alınan paralardı. Bu gelir kaynaklarında zaman içinde, yerli kaynaklar ve ücret lehine bir artışın olduğu görülmektedir. Bir başka deyişle, okullar giderek birer ticari işletme olarak yönetilmiştir.[19]
Bu okullara Osmanlı padişahlarınca da yardım yapıldığı görülmektedir. Devletçe yapılan yardımların yanında devlet adamlarının hatta padişahların önemli miktarlarda şahsi yardımları vardır. Bunlar genellikle İstanbul’daki okullara yapılmakla birlikte değişik maksatlı gezilerde güzergâh üzerindeki okullara da  yapıldığı görülmüştür. Bu duruma örnek olarak II. Mahmut’un İstanbul’daki değişik okullara yaptığı yardımlar gösterilebiliniz.
 
OKULLAR                      YARDIM MİKTARI
Rum Okullarına                 20,000 kuruş
Ermeni Okullarına                7,500 kuruş
Yahudi Okullarına                7,500 kuruş
Katolik Okullarına                5,000 kuruş[20]
  
 
Amerikan okullarının en dikkate değer özelliklerinden birisi de ders programları, eski dildeki ifadesiyle “müfredat”larıydı. Bu ders programlarının matematik, fen bilimleri, edebiyat, felsefe ve dil derslerinin yanı sıra vokal ve enstrumental müzik, kompozisyon, hitabet, resim, jimnastik vb. seçimlik derslerle bir hayli zengin olduğu, o dönemin Osmanlı rüştiye ve idadiyelerindeki  derslerle kıyaslandığında daha çağdaş, akılcı ve hayata yönelik bulunduğudur. Kuşkusuz bu durum okuldan okula ve yöreden yöre değişiklik göstermekle birlikte, bu okullar misyoner faaliyetlerinin eleman ihtiyacı karşılandığı gibi, profesyonel meslekler ve iş hayatına da  adam yetiştiriyordu. [21]
 
4-OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA AÇILAN AMERİKAN OKULLARI
İstanbul’daki misyonerlerden Dr.H.G.O. Dwight’ın oğulları James H.  ve William B. Dwightlar İstanbul’da Amerikan misyoner kolonisinden tamamen ayrı seküler bir kolej kurmak fikriyle New Yorklu zengin bir tüccar olan Christopher R. Robert’e geldiğinde yaşadığı kaydedilen gelişmeler, Hamlin’in yazdıklarını gerçekleştirmek hususunda kendine özgü stratejisi olduğunu göstermektedir. Dwightlar’ın niyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan misyoner kolonisinden tamamen ayrı seküler bir kolej kurmaktı. Zira, insanların genel kanaati Hıristiyan dinine çevrilme ihtimalinden uzaklaştırmadıkça, böyle bir girişimin başarı şansının az olduğunu düşünüyorlardı. Amaçları herhangi bir ön yargı uyandırmadan İmparatorluktaki bütün dini ve milli gruplardan öğrenci çekmekti.
Hamlin’in bu girişimin sorumluluğunu  üstlenmesiyle Dwightlar’ın seküler bir kolej planı son buldu ve kendilerinin Robert Koleji ile bir bağlantıları olmadı.
Hamlin’in düşüncelerine münasip bir şekilde açılacak olan kolejde kutsal metinler dini ve ahlaki öğretimin yetili kaynağı olacak, İncil açık açık ve imanla vaaz edecek, Kitab-ı Mukaddes okunup sabah akşam dini törenler yapılacak, fakat vicdanı haklar kutsal tutulacak. Söz konusu kuruluş, gençleri profesyonel çalışma hayatına ya da hayatın aktif işlerinden herhangi birine hazırlayan bir Hıristiyan kolej olacaktı. Bu plana uygun olarak Hamlin, Amerikan Board’la olan yirmi iki yıllık ilişkisini bitirdi. Zira, açılan kolejin misyoner hareketle hiçbir resmi bağının olmaması gerekiyordu.
Kolej projesi 1859 yılında, New Yorklular tarafından yapılan bağışlarla resmen başladı. Hamlin Rumeli Hisarı’na bakan tepenin üzerindeki Ahmet Vefik Paşa’ya ait satılık araziyi kolej için uygun gördüyse de, Osmanlı Hükümeti 20 Aralık 1868’e kadar kolej binasına burada yapılmasına izin vermeyecekti. Bina için gerekli iznin alınmasının uzun süreceğini anlayan Hamlin, daha önce müdürlüğünü yaptığı ve 1860 yılında Merzifon’a taşınan Bebek Semineri’nin boş evinde koleji açmaya karar verdi. Böylece Robert Kolej, 16 Eylül 1863’te fiilen öğretime başladı.
Kolej için gerekli iznin alınmasında Bab-ı Ali ile Hamlin arasında bazı sorunlar yaşandı; fakat sonuçta izin alındı.
Kolejin dini konumu, kolej öğretime başladıktan (16 Eylül 1863) yaklaşık altı ay sonra 4 Mart 1864’te New York’taki Bible House’da American Home Mission Society’nin odalarında toplanan Kolej Mütevelli Heyeti tarafından kabul edilen tüzükle açığa kavuşturulmuştu. Tüzükte öngörülen esaslar şunlardı: “ (kolej) İncil’deki esaslar üzerine kurulup idare edilecektir. Bundan dolayı, kolejin bilimsel ve edebi bir müessese olmakla beraber, Allah ve kelamının açık bir biçimde orada kabul edilip saygı göreceği; Kitab-ı Mukaddes’in okunup, her öğretim döneminde günde en az bir kez dua edileceği ve Pazar günü kutsal âyini yapılacağı, bu uygulamalara öğretim kadrosunun katılmasının beklendiği ve bütün öğrencilerin öğretim kadrosu ve öğretmenler tarafından kabul edilen özel ve zorunlu nedenler olmadıkça bu uygulamalara katılmasının gerektiği bildirilip takdir edilmiştir.”[22]
 
1900’lü yıllara kadar koleje oldukça az sayıda Türk öğrenci devam etmiştir. Elimizdeki bilgilere göre, ilk kez 1874-1875 öğretim yılına kadar Türk öğrencilerin koleje muntazam bir biçimde kaydolup devam ettiğini söylemek zordur. Bu süre boyunca kolejde Türk öğrencilerin kolejde kayıtlı görüldüğü yıllar 5-6 yılı geçmemektedir. Washburn, bu durumu II. Abdülhamit’in Türk öğrencilerin yabancı okullara devam etmesini engelleme siyasetine bağlamaktadır. Halide Edib’e göre de kolejlere devam eden Müslüman Türk’ün sayısının az olma nedeni Abdülhamit idaresinin buna müsait olmayışıdır.
Koleje devam eden Müslüman öğrenciler de, tıpkı diğer öğrenciler gibi sabah dualarına, şapeldeki ayinlere ve İncil derslerine katılırlardı. Ancak aileleri ya da  velileri hafta sonlarını evlerinde geçirmelerini talep ederse buna izin verilirdi.
II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte, Robert Kolej’deki Türk öğrencilerinin sayısının artması ve milliyetçiliğin gelişmesiyle birlikte kolejin dini karakteri önemli bir sorun haline geldi. Önceleri bütün öğrencilerin şapeldeki ayine katılması mecburi iken daha sonra Müslüman öğrenciler için bu isteğe bağlı yapıldı.
Her hangi bir din ya da mezhep yanlısı olmadığı ilan edilen kolejde, Osmanlı hükümeti tarafından müdahale edinceye kadar, tamamen ayrı bir din mensubu olan Müslüman öğrenciler de dini uygulamalara katılmaya zorlamış ve din hürriyeti dolaylı bir biçimde ihlal edilmiştir.
 
  1. Okulda her öğrenci ile ilgilenme prensibi hakimdir
  2. Başarılı öğrenciler mükafatlandırılır, bir kısmına burs da bağlanırdı.
  3. Her fırsatta kolejin en iyi okul olduğu izlenimi verilmeye çalışılır, yeri geldikçe devlet ricaliyle, halk ve çevreyle münasebetler kurulurdu.
  4. Misyonerler kolej işine tam olarak inanmışlardır. Öyle ki onlara göre bu iş kul işi değil, Tanrı’nın işidir. “Eğer bizim işimiz olsaydı, bu derece önemli bir işi bütün engelleri aşarak başarmamız mümkün olmazdı!” derler. Bu yüzden de muvaffak olacaklarına inanarak çalışırlar.
  5. Okulun bütün faaliyetleri haftalık ve aylık raporlar halinde Amerika’ya Robert’a gönderilir. Hatta her öğrenci hakkında tek tek bilgi verilerek onun kanaatleri de alınırdı.
  6. Kolej araç gereç yönünden oldukça iyi idi. Laboratuarları da çok iyi tecviz edilmişti.
  7. Öğretimde sınıf sisteminin dışında konferans, vaaz, kitap ve makale yollarından da faydalanılırdı.
Bütün bu faaliyetlerle ulaşılmak istenen en önemli amaç, entelektüel ve ruhi değişimlerin sağlanmasıdır. Bunun için her türlü maddi fedakarlığa katlanılır.[24]
Kolej için övünülecek bir durumda mezunlarının takibidir. Bu gün bile birçok kurumca takip edilemeyen usul  kolejce muntazam uygulanmıştır.  Şu  örnek bunu daha iyi açıklayabilir: 1875’de 15 tane mezunu vardır. Bunun 7’si Bulgar, 7’si Ermeni, 1tanesi de Yunan’dır. 1907’de bunlardan 12’si hala yaşamaktadır. Bulgarlardan 4’ü askerdir, Bunlardan biri Bulgar ordusunun gözde kumandanlarındandır.  Bir diğeri çalışma bakanıdır. Biri doktordur. Diğeri Yargıtay üyesidir. Ermelere gelince üçü tüccardır. Biri Şikogo’da, diğeri İstanbul’da, bir diğeri ise İngiltere’dedir. Yunanlı ise İstanbul’da hakimdir. Geriye kalan 4 Ermeni’den biri yine Şikogo’da Manevi Kültür Derneği Başkanıdır. Biri papaz diğer ikisi de doktordur.
 
 
1871’de yine Robert Koleji bünyesinde Hamlin’in gayretleriyle Gedikpaşa’da kiralanan bir evde kızlar için “Home School” olarak bilinen bir okul açıldı. İlk yıl üç öğrencisi vardı ve hepsi 6 yaşlarındaydı. İlk akademik binanın 1875’te bitimine kadar site yakınında bir ev kiralandı. Okulun 1873’te anaokulun seviyesinde öğrenci sayısı 40 idi. Bu kiralanan binanın zemin katında mutfaklar, yemek odaları, birinci katta bürolar, kütüphane ve sınıflar ile çalışma salonları, diğer katlarda da yatak odaları Mary Mills Patrick’tir bulunuyordu. Bu Amerikan Kız okulunun ilk müdürü. 1890’da okul tam bir kolej görünümündedir. Bu yeni görünümü kolejin ilk müdürü olarak Mary Mills Patrick, fakültenin dekanı görünümünde de Miss Flora A. Fensham görev başındaydılar. 1891’de Amerikan Kız Koleji ilk 7 mezununu verdi.
Kolejin ilk yıllarında, Müslümanlara yasak olmasına rağmen, her nasılsa,  birkaç Müslüman kız öğrenci bulunmaktaydı. Yakalanma korkusu içindeydiler ve gizlilikle gelip gidiyorlardı. “Home School’dan  diploma alan ilk Müslüman kızı Gülisten İsmet idi annesi Sultan Abdülaziz’in sarayında gözde, babası ise subaydı. 1884 doğumlu Halide Edip Adıvar Amerikan Kolejinden lisans derecesi alan ilk Müslümandı. Zamanla Miss Caroline Borden ve Mrs. Pauline Durent okula yeni bir karakter kazandırdılar ve Amerikan Kız Koleji bağımsız bir kolej durumuna geldi.[25]
 
Robert Kolej ve Suriye Protestan Koleji’nden sonra (günümüzdeki Beyrut American Üniversitesi) Osmanlı İmparatorluğu’nda açılan yüksek okul, Antep’teki Merkezi Türkiye Koleji (Central Turkey College) oldu. Merkezi Türkiye Koleji, 1876 Ekiminde küçük bir binada eğitime başladı. Yeni “campus” undaki ilk binasının temeli 1877’de atıldı ve ertesi yıl bu yeni binaya taşınıldı. 15 Ocak 1878’de Bab-ı Âli okulu bir “idadiye” olarak tescil etti. 1879 yılı başında okulda 80 öğrenci okuyordu. Kolejin 15’inci kuruluş yıldönümünün kutlandığı 1891 yılında ise öğrenci sayısı 94 olmuştu ve bunların 48’i (%51’i) yüksek kısmında geriye kalanları da hazırlık bölümünde öğrenim görüyordu. Bir yıl sonra okulun verdiği mezunların sayısı 110’u bulmuştu ve bunlar arasında öğretmenler, doktorlar, eczacılar, avukatlar, vaizler vs. bulunuyordu.
Merkezi Türkiye Kolejinin başlangıçta üç bölümü vardı: Hazırlık Bölümü, Bilimler(sciences) Bölümü ve Tıp Bölümü. İki yıl olan hazırlık bölümüne kabul edilebilmek için Türkçe bilmek, iyi ahlaka sahip olmak ve giriş sınavını başarmak gerekliydi. Bu bölümde İngilizcenin  yanı sıra Aritmetik, Cebir, Coğrafya, Fizyoloji, Geometri ve muhasebe öğretiliyordu.
Bilimler Bölümü’nde öğretim dört yıldı. İngilizce, Türkçe, Aritmetik, Cebir, Geometri ve Fizyoloji sorularından oluşan bir giriş sınavını başarmak zorunluydu. Türkçe ve İngilizce derslerine büyük önem verilen ve dört yıllık olan bu bölümde 1880’li yılların sonlarında Yüksek Cebir, Trigonometri, Astronomi, Kimya, Botanik, Analitik Geometri, Mineraloji, Yüksek Matematik, Jeoloji, Analitik Kimya, Matematiksel Astronomi gibi fen derslerinin yanı sıra, Tarih, Felsefe, Mantık, Retorik, Ticaret Hukuku, Uygarlık Tarihi, Felsefe Tarihi gibi sosyal bilim dersleri okutuluyordu.
1887 yılında 14 öğrenci ile öğretime başlayan Tıp Bölümü, 1880’lerin ilk yarısında oldukça gelişken bir görünüm sergiliyordu. Ne var ki okulun mali durumunun 1880’li yılların ortasından itibaren bozulmaya başlaması üzerine Hazırlık Bölümü’nden sonra dört yıl olan Tıp Bölümü’nün son sınıfı 1886 yılında Halep’e taşındı. Tıp Bölümü 1888-1889 ders yılı sonunda tamamen kapatıldı. Bir yandan Tıp Bölümünü tamamen faaliyete geçirmek için yerli ve yabancı kaynaklar zorlanırken, bir yandan da 1892 yılından itibaren yöre de baş gösteren olaylar okulu ciddi bir şekilde etkilemeye başladı. Kimi öğrenci ve öğretim elemanları ihtilalci Ermeni örgütleriyle ilişkili olan kolej, XIX. yüzyılı bir “nifak yuvası” olma suçlaması altında kaldı. Bazı bölümleri zaten dağılmış olan okulun kendisi de  1915 yılında kesin olarak faaliyetine son verdi. Mütareke ile okulu yeniden canlandırma girişimleri başladı. Merkezi Türkiye Koleji 1921 yıllında tekrar açıldı. Ne ki bu yenide doğuş da  uzun ömürlü olmadı ve okul 1924 yılında, “sürgündeki kolej” kimliği ile Harput’a taşındı ve Anadolu’nun hayatından bütünüyle çıktı.[26]
 
Özgün adı Ermenistan Koleji (Armenia College) olan ancak  Bâb-ı Âli’nin itirazı üzerine 1888 yılından itibaren adı Fırat Koleji (Euphrates College) şeklinde değiştirilen kolejin kuruluş hazırlıkları 1874 yılına kadar geri gider. Antep’teki yüksek okulun örgütlenmesine benzer şekilde Bostan ve çevresinde oturan Amerikalılardan oluşan bir mütevelli heyeti ve Türkiye’deki misyonerce seçilen bir yönetim kurulunca yönetilen Fırat Koleji, ilkokuldan yükseğe kadar tüm öğretim kademelerini içeren, kız ve erkek öğrencilere açık bir okuldu. İlkten yükseğe, okulun tüm öğretim kademeleri 1891-92 ders yılından itibaren Osmanlı yönetimince de tanınmıştır.
Kolejin öğretim dili Ermenice idi. Bununla birlikte özellikle yüksek kısma devam eden öğrenciler, İngilizce olan ders kitaplarını okuyabilmek ve Amerikalı öğretmenleri izleyebilmek açısından iyi derecede İngilizce öğrenmek zorundaydı. Okulun ilk, orta ve lise kısmında üçer yıl olan öğrenim süresi yüksek kısmında dört yıldı. ABCFM’ce tayin edilen 3 yada 4 Amerikalı profesör dışındaki 21 kişilik öğretim kadrosunun (Türkçe öğretmeni Reşit Efendi hariç) tümü Ermenilerden oluşuyordu.
Fırat Koleji de ötekiler gibi paralıydı. Kolejin öğrencileri hakkında bir fikir edinebilmek için 1897-98 ders yılındaki öğrenci sayılarına bir göz atmak yararlı olabilir:
                      
                       
 
Erkek
Kız
Toplam
Anaokulu
168
190
358
İlkokul
132
130
262
Ortaokul
119
80
199
Lise
72
37
109
Yüksek
33
37
70
TOPLAM
524
4'4
998
                     Tablo 2:  Fırat Koleji 1897-98 Öğrenci cayısı                    
 
Yüksek bölümünden ilk erkek mezunlarını 1880 yılında veren Fırat Koleji, ilk kız mezunlabını da 1883 yılgnda verdi. Kolejin yüksek bölümünden XX. yüjyılın başına kadar 148 erkek ve 125 kız öğrenci mezun olmuştu ve bunların büyük bir kısmı öğretmen olarak istihdam edilmişti. Okuldan 1911 yılında mezun olan öğrencilerin sayısı, 317’si erkek ve 191’i kız olmak üzere toplam 508 olmuştur.
Fırat Koleji, özgün adının da açıkça ortaya koyduğu gibi, asıl olarak Ermenilere yönelik bir eğitim kurumuydu. 1908 yılında kolejin Kürtlere de eğitim verecek şeklinde yeniden örgütlenmesi okul yönetimince önerilmişse de ABD’deki Ermeniler’in itirazı karşı bu projeden vazgeçilmiştir. Fırat Koleji 1895 yılındaki olayların içinde çalkalanmış, okul binalarından 8’i yangın yada yağmadan zarar görmüş ve o tarihte 88.000 dolar olarak tahmin edilen zarar-ziyan, 1901 yılında 100.000 dolar olarak Osmanlı Devleti’nce tazmin edilmiştir. 1915 yılındaki olaylara da karışan okul, Princeton mezunu müdürü Ernst Riggs’in Osmanlı Hükümeti’nce sınır dışı edilmesinden sonra, kırk yıla yaklaşan ömrünü tamamlayarak tarihe karışmıştır.[27]
 
Merzifon  ve çevresindeki Amerikan misyoner eğitimi 1860’lı yılların ortasında başlamıştır. Orta Anadolu’daki misyoner okullarının öğretmen ihtiyacının karşılanması için Merzifon’da bir yüksek okul açılması için ilk girişimler ise 1880 yılında başlandı. Önce, 1883 yılında, ilerideki yıllarda kolejin nüvesini oluşturacak bir lise öğretime açıldı. Anadolu Koleji (Anatolia College) ise, 8 Eylül 1886 tarihinde, “campus”u, binası, sözleşmesi vs. olmadan kuruldu ve öğretime başladı. Kolejin sözleşmesinin ABD Massachusetts Eyaleti Senatosu’ca onaylanması 1894, Bâb-ı Âli’ce bir “Amerikan Mektebi” olarak resmen kabul edilmesi ise 1899 yılını buldu.
Anadolu Koleji’nin ilk bakışta göze çarpan bir özelliği, tüm ulusal azınlıklara ve Müslüman öğrencilere açık olmasıdır. Bu durum okulun kuruluş sözleşmesinde, “dinsel kanaatleri nedeniyle hiçbir öğrencinin okula kabul edilmesi engellenemez.” şeklinde belirtildiği gibi, uygulamada da kendini göstermiştir. Okuldaki Ermeni, Rus, Rum ve Türk öğrencilerin sayısı, 1913 yılında, sırasıyla 160, 200, 40, ve 25’di. Aynı çok ulusluluk öğretim kadrosu açısından da geçerliydi. Anılan yılda öğretim elemanlarının 11’i Ermeni, 10’u Amerikalı, 9’u Rum, 1’i Rus, 1’i de İsviçreliydi.
Kolejin mütevelli heyeti ABCFM’ce kendi mensupları arasından  seçilen 10 Amerikalı’dan oluşmaktaydı. Okulun Merzifon’daki yönetim kurulunda ise 5’i misyoner, 5’i de Pontus Protestan Birliği üyesi 10 üye bulunuyordu. İlk yıllarda ABCFM, okulun para, bina, araç-gereç ve eleman yönünden önemli ölçüde destekledi. Zamanla yerel katkıların artması ölçüde bu destek azaldı. Kolejin 1890 yılı bütçesindeki gelirin %44’ü ABCFM, %10’u yerel kaynaklar ve geriye kalan %46’sı da öğrencilerden alınan ücret ve harçlardan sağlanıyordu.
Kuruluşundan iki yıl sonra, 1888 yılında, Anadolu Koleji’nde, hazırlık sınıfları da dahil 130 öğrenci öğretim görüyordu. On yıl sonra, 1899’da, öğrencilerin sayısı 246’ya yükselmişti.
Anadolu Koleji’nin yüksek kısmının müfredatı, okutulan Ticaret Hukuku, Ceza Hukuku, Muhasebe, Mecelle, Ekonomi Politik(İktisat) gibi  derslerden anlaşıldığı üzere, hem sosyal bilim ağırlıklı, hem de uygulamaya dönüktü.  Kendine yardım ilkesine ağırlık verilen kolej bünyesinde faaliyet gösteren marangozhane, mücellithane, terzihane, değirmen ve deneme çiftliği gibi küçük işletmelerde de öğrenciler kimi zanaatları öğrendikleri gibi okul masraflarının yanı sıra yakın bir bölümünü karşılama olanağı buluyorlardı. Kolejde dil öğretimine de büyük önem verildiği anlaşılmaktadır. Zira üç yıl olan hazırlık sınıfında İngilizce, Türkçe, Ermenice, Rumca, yoğun bir şekilde okutulmaktaydı.
1890’lı yıllardan itibaren Anadolu’da baş gösteren olaylar, Merzifon’daki kolejin de sonunu hazırladı. Daha 1893 yılında ihtilalci bir Ermeni örgütünün “manifestosu” okulun duvarına asılınca Bâb-ı Âli’nin dikkati bu okul üzerine çevrildi. Bununla birlikte okul yönetimi yetki makamları ikna ederek bu olay nedeniyle herhangi bir yaptırımla karşılaşmadı. Ancak daha sonra gelişen olaylar – özellikle1895 yılındakiler – başta Ermeni öğrenci ve öğretmenler olmak üzere koleji derinden etkiledi. Bununla birlikte okulda öğretim sürdürüldü.  10 Mayıs 1916 tarihinde okul binalarına İttihat ve Terakki Hükümetince el konarak kolejin bir askeri hastaneye dönüştürülmesi üzere Anadolu  Koleji kapandı. 1916-17 yıllarında yörede baş gösteren çiçek ve tifüs salgınları sonucu okul pek çok eleman yitirdi. Bütün bunlara karşı okul, 1 Ekim 1919’da 11 öğretim elemanı ve 150öğrenci ile yeniden öğretime açıldı.
1920-21 ders yılında okulda 218 öğrenci kayıtlı bulunuyordu. Öğretim kadrosuna iki Müslüman ( Zeki Ketani ve İsmail Şevket)’da katılmıştı. 12 Şubat 1921’de Zeki Ketani’nin öldürülmesi okulu yeniden karıştırdı. Dört gün sonra TBMM hükümetine bağlı birliklerce okulda arama yapıldı. Aynı günlerde  Anadolu’da Yenigün’de “Mektep Değil Fesat Ocağı” başlığıyla yayınlanan bir yazıda, okulda Pontus teşkilatının pek çok belgesinin ele geçirildiğini belirtiyor ve Anadolu Koleji’nin bir “fesat ocağı” olduğunu anlatıyordu. Bu yazının yayınlanmasından bir hafta önce, okulu tüm yabancı öğretim elemanlarının ülkeyi terk etmesi istenmiş, okulun mallarına el konmuş ve öğrenciler evlerine gönderilmişti. Bu arada, okulu Rum öğretim elemanlarından üçü, ayaklanma hazırlanmak suçuyla 1921 Ağustos’unda idam edilmişti.
Anadolu Koleji’nin Anadolu’daki serüveni de işte böyle bir trajediyle sona erdi. Ancak okul, Yunanistan’da Selanik yakınlarında bir yere taşınarak, “Anadolu Koleji” adıyla varlığını günümüze kadar sürdürdü.[28]
 
Yabancı okullara karşı, kuruluşlarından beri sistemli ve şuurlu bir mücadele verilememiştir. Bu bir yönüyle söz konusu okul ve kuruluşların iyice ve etraflıca tanımlanamamalarından ileri gelir. Bu tür müesseseler açmaları, çalışmaları ve tahripçilikte oynadıkları muazzam rolleri itibariyle en ince yollarla takip edilip anında müdahale edileceği yerde, çoğu zaman desteklenmişlerdir.
Ahmed Hamdi, İngiliz misyonerlerinin Yemen’de serbestçe at oynatmaları karşısında önce onların yardımcılarıyla ilişki kurar. Arap yardımcılarının verdiği bilgiler karşısında hayrete düşer. Bunlar çok gizli işler peşinde, gayet tehlikeli adamlardır. Mutlaka ne yapıp ettikleri bilinmeli ve takip edilmelidir. Durumu söz konusu misyonerlerin bölge kaymakamına açar. Kaymakam bu gibi konularda tamamen cahildir. Cevabı cehaletinin açık delilidir. Ona göre, bunlar ilim adamlarıdır. Kuşları incelemekle meşguldürler. İlim ve fen adamlarının dimağında siyaset durmaz.
Zaman zaman himayet sahibi birkaç devlet adamımız, bu okul ve kurumların iç yüzlerini derinliğine anlayabilmiş, kendilerine göre bazı tedbirlere de baş vurmaktan çekinmemişlerdir. Sultan Abdülaziz ve  II. Abdülhamid, Anadolu ve Arap İslam dünyasında yıkıcı misyoner faaliyetlerine ve bunların tüm okul ve kurumlarına karşı etkili bir takım tedbirler alırlar. Hatta Sultan Abdülhamid 400’ü aşkın  Amerikan okulunu kapatır. Ancak sürekli baskılar karşısında bunların merkezi durumunda olan on tanesine izin verir. Bu yüzden yabancılar, ilk ciddi güçlük ve engellerin Abdülhamid tarafından çıkarıldığını itirafla, kendisine çeşitli iftiralarla hücum ederler.[29]
1870’li yıllardan itibaren, yerli ve yabancı Müslim ve gayr-i Müslim tüm eğitim kurumları disiplin altına alınmak istenmiştir. Bunun ilk örneği 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’dir.[30] Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin azınlık ve yabancı okulları açısından en önemli maddesi 129. maddesidir. Bu maddeye göre:
mekâtib-i Hususiye bazı mahallerde cemaatler tarafından veya gerek tebaa-i Devlet-i Aliyye ve gerek tebaa-i ecnebiyeden olan efrad ve eşhastan biri canibinden ücretli veya ücretsiz olarak ihdas ve tesis olunan mekteplerdir ki bunların masarifat ve muhassasatı ya müesseseleri tarafından veyahut merbut oldukları vakıfları canibinden idare ve rüyet kılınır. Memalik-i şahanede bu nevi mekteplerin tesisine evvela muallimlerin yedinde Maarif Nezareti Canibinden veyahut mahalli maarif idaresinden şahadetname bulunmak ve saniyen bu mekteplerde adaba ve politikaya mugayir ders okutturulmamak için talim olunacak derslerin cetveli ve  kitapları Maarif Nezareti’nden veyahut mahalli maarif idaresinden tasdik edilmek üzere, taşrada ide vilayet maarif idaresiyle vilayet valisi tarafından ve Dersaâdette Maarif Nezareti canibinden ruhsat-ı resmiye verilir. Bu iç şart kâmilen mevcut olmadıkça Mekâtib-i Hususiye küşadına ve devamına ruhsat verilmez ve devamına ruhsat verilmez ve hilafında hareket vukuu tarihinde men ve sed’olunur. Mekâtib-i Hususiye küşad edenlerin tayin edecekleri hocaların yedlerinde şahadetname bulunduğu halde anı maarif idaresine tasdik ettirmeleri lâzım gelecektir.
129. maddenin taşıdığı hükümleri şu şekilde açıklayabiliriz:
  1. Özel okullar; topluluklar, Osmanlı tebaası yada yabancı kişi veya kişiler tarafından ücretli veya ücretsiz olarak açılan okullardır şeklinde tarif edilmektedir. Bu tarife göre özel okullar yerli Müslim veya gayr-i Müslimler yanında yabancı kişi yada kişilerce  de açılabilecektir.
  2. Özel okulların gerek kuruluş sırasında gerekse işletmesinde yapılacak harcamaların tamamı bu kurumu kuran kişi veya kişilerce karşılanacaktır.
  3. Bu konuların açılabilmesi için öğretmenlerin Maarif Nezareti veya mahalli maarif  idaresinden almış oldukları diplomaların bulunması, ders programı ve kitapların genel ahlak ve devlet politikasına uygunluk açısından Maarif Nezareti veya mahalli maarif idarelerince tasdik edilmiş olması, ahlaka ve devlet politikasına aykırı özellikler taşımaması, İstanbul’da Maarif Nezareti’nce taşrada ise mahalli maarif idaresi ve vali tarafından  verilmiş resmi ruhsatın olması gerekmektedir.[31]
Bu nizamnamenin 129’uncu maddesiyle, özellikle cemaat ve yabancı okullar hedeflenmiştir. Bu madde bu tür okulların öğretmenlerinin diplomalarının Osmanlı Maarif Nezareti’nce onaylanmasını, okutulacak derslerinin bir listesinin verilmesinin ve ders kitaplarının Nezaretçe Onaylanmasını öngörüyordu. Bunların pek azına uyulmuş ancak bu masum istekler karşısında bile özellikle Amerikalı misyonerler, “faaliyetlerimize set çekiliyor” diye epeyce gürültü koparmışlardır.[32][32]
 
  1. KOCABAŞOĞLU Uygur, “XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan Okulları”, Osmanlı C.5, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999
  2. POLAT İlknur, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Açılan Amerikan Okulları Üzerine Bir İnceleme”, Belleten, C.LII, s.203, Ankara, 1968
  3. HAYDAROĞLU Polat İlknur, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1990
  4. TOZLU Necmettin, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Misyoner Okulları” , Osmanlı C.5, Yeni Türkiye Yay. , Ankara, 1999
  5. TOZLU Necmettin, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, Akçağ Yay., Ankara, 1991
  6. KOCAMANOĞLU Emine, “Osmanlı Dönemi’nde Robert Koleji’nde Dini Eğitimi”, Osmanlı C.5, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 1999
  7. VAHAPOĞLU Hidayet, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Boğaziçi Yay. İstanbul, 1992
  8. UÇAR Ahmet, “Amerika’dan Anadolu’ya Misyoner Akını” , Tarih ve Medeniyet, Sayı:33, İstanbul, Aralık 1996
  9. TEKİN Emrah, “Ecnebi Kolejleri’nin Tarihi Misyonu” Tarih ve Medeniyet, sayı:36, İstanbul, Mart 1997
 


[1] Prof. Dr. Necmettin TOZLU, “Osmanlı  İmparatorluğu’nda Misyoner Okulları” , Yeni Türkiye Yay.      Osmanlı C.5 ,Ankara, 1999 s.329
[2] Dr.  M. Hidayet VAHAPOĞLU, Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, Boğaziçi Yay. İstanbul, 1992 s.25
[3] TOZLU, a.g.m. s.331
[4] VAHAPOĞLU, a.g.e. s.25
[5] TOZLU, a.g.m. s.334
[6] Prof. Dr. Uygur KOCABAŞOĞLU, “XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan Okulları”, Osmanlı C.5  Yeni Türkiye Yay. Ankara 1999 , s.341
[7] Ahmet UÇAR , “Amerika’dan Anadolu’ya Misyoner Akını”, Tarih ve Medeniyet, sayı.33,Aralık 1996 s.46
[8] İlknur POLAT, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Açılan Amerikan Okulları Üzerine Bir İnceleme”, Belleten, .LII, sayı.203, Ankara, 1968, s.630
[9] TOZLU, a.g.m. , s.330
[10] POLAT, a.g.m. , s.628
[11] POLAT, a.g.m. , s.633,634
[12] KOCABAŞOĞLU,  a.g.m.  s.342
[13] Emrah TEKİN, “Ecnebî Kolejlerinin Tarihî Misyonu” , Tarih ve Medeniyet,  sayı:36 Mart 1997 s.49-50
[14] Emine KOCAMANOĞLU, “Osmanlı Dönemi’nde Robert Koleji’nde Din Eğitimi” Yeni Türkiye Yay. Osmanlı c.5,  Ankara, 1999, s.359
[15] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. , s.341
[16] POLAT, a.g.m. , s.634
[17] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. ,s.342
[18] KOCABAŞOĞLU , a.g.m. , s.345
[19] KOCABAŞOĞLU , a.g.m. , s.345
[20] VAHAPOĞLU, a.g.e. s.102
[21] KOCABAŞOĞLU,  a.g.m.  s.345
[22] KOCAMANOĞLU,  a.g.m. s.359-361
[23] KOCAMANOĞLU, a.g.m. s.365
[24] Doç. Dr. Necmettin TOZLU, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar,Akçağ Yay. Ankara, 1991,  s.194-196
[25] İlknur Polat Haydaroğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara, 1990, s.135
[26]  KOCABAŞOĞLU,  a.g.m. , s.346
[27] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. s.347
[28] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. s.348
[29] TOZLU, a.g.e. s.331-334
[30] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. s.343
[31] VAHAPOĞLU, a.g.e. s.85-86
[32] KOCABAŞOĞLU, a.g.m. s.343
 


TÜRKİYE'DE TARİH EĞİTİMİNİ YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR

(Sonucu göster)


Reklam
 
GÜNCEL DÖVİZ KURLARI
 
GÜNCEL ALTIN FİYATLARI
 
KÖŞE YAZILARI
 
 
Bugün 10 ziyaretçi (54 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=