MERHABA BEN MURAT CAN ŞANLI TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ DOĞRU YERDESİNİZ... (sitede görünen reklamların sitemizle ilgisi yoktur...)

   
 
  KIBRIS TARİHİ

 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ TARİHİ
Kıbrıs adasına insanların ilk ne zaman çıktığı konusu tartışmalı olup, bazı arkeologlar adada yaşayan ilk insanın M.Ö. 7000 yılı civarında gerçekleştiği konusunda görüşler ileri sürmüşlerdir, bununla birlikte uzmanlar adada ilk yaşayanların M.Ö. 4000 – 3500 yıllarında Anadolu’dan geldiklerini söylemektedirler. Bu gelenlere ek olarak aşağı yukarı aynı tarihlerde Suriye’den gelenler de eklenmiştir. Neolitik çağda Kıbrıs’ta yaşayan insanlar küçük köyler halinde, denize yakın olmak üzere, ırmak kenarlarında tarıma elverişli yerlerde yaşamışlardır. Bu insanlar tarımla uğraşmakla birlikte avcılık ve balıkçılık ile de geçinmişlerdir.
 Tunç çağında adaya yeni göçmenlerin gelmiş olduğu ve ada nüfusunun artmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemde adada madencilik yapılmış, cam nesneler üretilmiş ve çevre toprakları ile ticaret yapılmıştır. Geç Tunç çağında Kıbrıs adası doğu Akdeniz’de önemli ticaret yollarının arasında bulunmuş ve önemli sayılabilecek kentlerini meydana getirmiştir.
 Arkaik çağda ada Asurlular’ın, Mısırlılar’ın ve ardından Persler’in egemenliğine girmiştir. Bu dönemde egemen güçler Kıbrıs kentlerindeki kralların iç işlerinde bağımsızlıklarını kabul etmişlerdir. Bu arada Kıbrıs zenginleşmeye devam etmiştir. Bu dönemde kuzey Kıbrıs’ta Lapithos, kuzey batı da Soli ve doğu da Salamis gibi kentler gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Ada bir müddet sonra Persler’in eline, ardından da Mekadonya’lı Büyük İskender’in eline geçmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra Kıbrıs İskender’in devletinden ayrılan Mısır’ın eline geçmiştir. Bu arada Mısır’dan gelen Lefkos, eski Ledron kentini büyük ölçüde imar ettirerek kente adını vermiştir.
 Roma İmparatorluğu’nun eline geçen Kıbrıs adası bu dönemde de helenistlik çağa ait heykel ve sanat eserlerini bol miktarda üretmeye devam etmiştir. Bu dönemde ada da Yahudiliğin yanı sıra Hıristiyanlık dinide gelişmiştir. Bir ayaklanmanın ardından Romalılar Yahudileri adadan çıkarmışlardır. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi ile ada bu sefer Bizans’ın eline geçmiştir. Bu dönemde Hıristiyanlık iyice gelişmiş olduğu için adada Ortodoks Kilisesi kurulmuştur. Bizans döneminde ada idari olarak Doğu Piskoposluğa dahil edilmiştir. Arablar 600’lü yıllarda Kıbrıs’a bir çok seferler düzenlemişler hatta bir aralık adayı ellerine geçirmişler fakat Kıbrıs’ta kesin bir egemenlik kuramamışlardır.
 Bizans’ın Tarsus valisi olan Isac Comnenos adaya egemen olarak Krallık kurmuş ve Kıbrıs’ı kötü bir şekilde yönetmiştir. Bu arada haçlı seferleri olmakta idi. Aslan Yürekli Richard’ın nişanlısı Beringarya’nın gemileri fırtına yüzünden Kıbrıs’a çıkmıştır. Kıbrıs Kralı Isak Comnenos, Beringarya’ya fena muamelede bulunması üzerine 1191’de Haçlı seferine çıkan Aslan Yürekli Richard Kıbrıs’a gelerek nişanlısını kurtardı ve bu arada Kıbrıs’ı da eline geçirdi. Richard’ın Kudüs’e gitmek için paraya ihtiyacı olduğundan Kıbrıs’ı Templar şövalyelerine sattı. Templar şövalyeleri Kıbrıs’a geldikten sonra Richard’a vermiş oldukları parayı halktan çıkarmak için ağır vergiler koymaları üzerine halk ayaklandı. Bu ayaklanma bastırıldı ise de Templar şövalyelerinin adada barınmaları zor görünüyordu, bunun üzerine şövalyeler adayı Richard’a geri verdiler. Richard bu defa adayı Kudüs’ten atılan ve kendisine yeni bir yurt arayan Kudüs kralı Lusignan’a sattı. Böylece 1192 tarihinde Kıbrıs’ta üç yüz yıl sürecek olan Lüzinyan dönemi başlamış oldu.
 Lusignan Kıbrıs idaresinde bulunduğu süre içerisinde Kıbrıs ve Kıbrıs halkı için olumlu ve memnuniyet verici çalışmalar yapmıştır. Lüzinyanlar döneminde Kıbrıs Avrupa’da ki gibi Feodal tipte yönetilmiştir, Latin ve Katolik olan Krallar güvenlik güçlerini daha ziyade Lübnan’dan getirttikleri Arap kökenli Hıristiyan Maronitler’e dayandırmışlardır. Maronit nüfus adada bir ara 50.000 nüfusu bile aşmış fakat çoğu sonradan Lübnan’a geri dönmüştür. Lüzinyanlar cıvarda bulunan diğer şövalyeler’den de asker olarak faydalanmışlardır. Lüzinyanlar döneminde sanat ve mimari de Kıbrıs’ta doruk noktasına çıkmıştır.
 1350’den sonra Cenevizlilerin baskıları doğu Akdeniz ticareti nedeniyle iyice artmış ve nihayet Kıbrıs’ta bazı merkezler Cenevizliler tarafından işgal edilmiştir. Venedikliler ile Cenevizliler arasında denizcilik, ticaret ve Kıbrıs konusunda bir rekabet söz konusu idi. Cenevizliler’in Kıbrıs’ta ki mevcudiyetleri giderek azalmakla birlikte bir yüzyıla yakın sürmüştür.
 Anadolu kıyılarına çok yakın bir yerde bulunan ve stratejik konumu önemli olan Kıbrıs adası içinde Haçlı güçlerini barındırmaya başlamıştı. Bu güçler Osmanlı kıyılarını ve Osmanlı deniz ticaretini devamlı bir şekilde tehdit etmekteydi. Osmanlılar’ın doğu Akdeniz’de verdikleri ticaret kayıpları devamlı büyümekteydi. Nihayet Osmanlı Padişahı II. Selim Kıbrıs’ın alınmasını kararlaştırmış ve talimat vermiştir.
 Osmanlı kuvvetleri 1 Temmuz 1570 tarihinde ilk olarak Limasol’dan saldırıya geçmiş ve burasını almıştır. Ardından Girne ve Lefkoşa ele geçirilmiştir. Mağusa aylarca direnmiş fakat Osmanlı güçleri burasını da 1 Ağustos 1571’de elde etmeyi başarmıştır. Ada alındıktan sonra Kıbrıs Beylerbeyliği kurulmuş ve Lefkoşa kenti de merkez yapılmıştır.
 Kıbrıs’ın alındığı sıralarda Anadolu’dan 12000 Türk ailenin götürülmesi planlanmış fakat 4000’inin gitmek istememesi üzerine Kıbrıs’a göç ettirilen Türk aile sayısı 8000’de kalmıştır. Ada da ayrıca Kıbrıs’ın alınması sırasında çarpışmalarda bulunan birkaç bin Osmanlı askeride adaya yerleşmiş ve bunların çoğuna Anadolu’dan eşler getirtilmiştir. Bu tarihten sonra da Anadolu’dan Kıbrıs’a gidip yerleşen Türkler olmuştur. Bu verilere göre Kıbrıs’a ilk zamanlarda götürülen Türk nüfus on binlerle ifade edilecek durumdadır.
 Osmanlılar ile Ruslar arasında 1877 tarihinde savaş olmuş (halk arasında 93 harbi) ve Osmanlı kuvvetleri Ruslar karşısında zor durumda kalmıştı. Bu zor durumun neticesinde 1878’de Ayastefanos antlaşması imzalanmış ve Ruslar Osmanlılar karşısında önemli başarılar elde etmişlerdi. Rusya’nın bu başarılarından rahatsız olan İngiltere ve yandaşları bu anlaşmayı Osmanlı yararına biraz daha yumuşatmayı düşünmüşler ve böylece Berlin’de tarafları bir araya getirmeyi başarmışlardır. İngilizler Osmanlıların yararından çok kendi çıkarlarını düşünmekteydiler. Yapılan görüşmelerde Ayastefanos antlaşmasının hükümleri yumuşatılmış bu arada Kıbrıs adasının da İngiltere’ye verilmesi kabul edilmiştir. Antlaşmaya göre Kıbrıs, İngiltere’ye şartlı ve geçici olmak üzere verilmiştir. Osmanlıların İngilizlerle yaptıkları antlaşmaya göre Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı olarak kalacak ve İngiltere adada kiracı olacak ve her sene Osmanlı idaresine 92000 altın kira verecekti. İngilizler adaya Rus ilerleyişine karşı adaya yerleştiklerini söylemekteydiler, aslında İngilizlerin maksadı doğu Akdeniz’de stratejik önemi olan Kıbrıs’a devamlı yerleşmekti. Bu sırada Osmanlı idaresinde 2. Abdülhamit bulunmaktaydı. Böylece Kıbrıs adasında 307 yıl süren Osmanlı hakimiyeti son bulmuş oldu.
 Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı’na, İngilizlerin karşısında savaşa girmesi üzerine İngilizler Kıbrıs’ı ilhak ettiklerini ilan ettiler. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan antlaşmasında Türk heyeti bu ilhakı tanıdı. İngiltere Kıbrıs’ı sömürgesi olarak kabul etmiştir.
 İngiltere idaresinde Kıbrıs’ta Rumlara hoşgörülü davranılmasına rağmen Rumlar elde etmiş oldukları hakları devamlı daha da arttırmayı amaçlamışlardır. Bu arada “Enosis” fikirleri de Türklere baskı hareketleri de Rumlar arasında yayılmakta idi. Türkiye devletinin kurulmasının hemen ardından İngilizlerin baskısıyla pek çok sayıda Türk adayı terk etmek zorunda kalmış ve Türkiye veya İngiltere’ye göç ettirilmiştir. Artan Rum taleplerinin İngilizler tarafından reddedilmesinin ardından Rumlar 1929 tarihinden itibaren İngiliz idaresiyle adada çekişmeye başlamışlardır. 1931’de Rumlar adanın Yunanistan’la birleşmesini istediler ve ardından ayaklanma çıkardılar. Ayaklanma İngiliz kuvvetleri tarafından bastırıldı.
 1950 tarihinde kilisenin öncülüğüyle adada sahte bir halk oylaması yapılmış ve oylama sonrasında adanın Yunanistan ile birleşmesinin istendiği iddia edilmiştir. Kıbrıs Rum halkını Başpiskopos Makarios kışkırtmakta idi. 1955’te İngiliz idaresi “Kıbrıs Sorunu” için Türkiye ve Yunan tarafını Londra’ya davet etmiştir. Bu Konferansta Türk tarafını Fatin Rüştü Zorlu temsil etmiştir. Konferans sonuçsuz kalarak dağılmıştır. Anlaşma sonuçsuz kalmıştır ama neticesi müspet olmuş ve Kıbrıs konusunun Türkiye’siz çözülemeyeceği anlaşılmıştır. Aynı yıl Rumlar adada iyice örgütlenmişler ve E.O.K.A.’yı kurmuşlardır. 1958 yılında E.O.K.A. militanları adada bulunan bir çok Türk köyüne saldırmışlar ve çok zarar vermişlerdir. Bunun üzerine Türkler canlarını koruyabilmek için direniş gücü oluşturmayı düşünmüşler ve TMT’yi kurmuşlardır.
 19 Şubat 1959’da Londra antlaşması bütün taraflarca imzalanmış bu antlaşma ile Kıbrıs’ın bağımsız olması kararlaştırılmıştır. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ise garantör devletler olarak tanımlanmışlardır. 1960 yılında oluşturulan Kıbrıs hükümetinde Makarios devlet başkanlığına, Türk tarafından Dr. Fazıl Küçük ise başkan yardımcılığına atanmıştır. 10 Bakandan 7’si Rum, 3’ü ise Türk olmuş, 50 milletvekilinden ise 35’i Rum, 15’i Türk olmuştur.
 1963’te Makarios adada Türklerin haklarını ortadan kaldırmak için uğraşmış, bu arada Rumlar Türklere karşı saldırılara geçerek 103 Türk köyünü basmış ve pek çok masum insanımızı toplu mezarlara gömmüşlerdir. Bu tarihten sonra da Türklere karşı E.O.K.A. saldırıları bir biri ardınca sürmüştür. Kıbrıs Türk halkı ise son derece kısıtlı imkanlarıyla kendisini savunmaya çalışmıştır. Atlılar, Muratağa, Sandallar gibi köylerde yapılan vahşet ve 1963 sonundaki kanlı noel gibi olaylar belleklerden hiçbir zaman silinmemiştir.
 15 Temmuz 1974 tarihinde adaya Baf tarafından gelen Yunan birliklerinin de desteğiyle Rum güçleri darbe yaparak idareyi doğrudan ele almış ve hemen ardında da Kıbrıs Türk toplumunu imha ile ortadan kaldırma yoluna gidilmiştir. Nice Türk öldürülmüştür. Bu vahşet karşısında Türkiye Cumhuriyeti Garantörlük haklarına dayanarak 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya müdahalede bulunarak “1. Kıbrıs Türk Barış Harekatı”nı gerçekleştirmiştir. Böylece Kıbrıs Türk halkı yok olmaktan kurtulmuştur. Savaş sırasında Kıbrıslı Türkler de mücahit olarak Mehmetçik yanında savaşmıştır.
 1. Harekat’ın ardından İngiltere, A.B.D. ve bazı Nato devletlerinin girişimleriyle 25 - 30 Temmuz 1974’te 1. Cenevre Konferansı yapılmıştır. Bu antlaşmaya göre Yunan ve Rum askerleri işgal etmiş bulundukları Türk bölgelerinden çıkacak, güvenlik bölgesi oluşturulacak, tutuklu bulunanlar serbest olacak veya deyiş-tokuş edilecek ve görüşmelere devam edilecekti. Bu antlaşmaya ek olarak Kıbrıs’ta iki ayrı idare olduğu not edilmiştir ki buda çok önemli bir gelişme idi.
 Bu antlaşmanın ardından Rumlar bu antlaşmayı reddetme yoluna gitmişlerdir. Rum ile Yunan askerleri Türk bölgelerinden çekilmediği gibi Türklere karşı saldırılara devam etmişler, nice Türkü öldürüp, Türk toplumunu yok etmeye kararlı görünmüşlerdir. 2. Cenevre konferansına Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı Rauf R. Denktaş katılarak Türk toplumunu temsil etmiştir. Görüşmelerden bir şey elde edilemeyeceği anlaşılmaktaydı, bu arada Yunanlılar adaya yeni birlikler gönderip Türk askerlerinin bulunduğu Girne bölgesini çembere almak ve Türk birliklerini yok etmek istemesi üzerine Türk askerleri Girne’de ki küçük alanlarından çıkarak 14 Ağustos 1974 tarihinde 2. Kıbrıs Türk Barış Harekatını başlatarak 16 Ağustos’a kadar Lefke ve Mağusa yönlerine olmak üzere ilerleyerek Kıbrıs Türküne hür yaşayabileceği bir sahayı eline geçirmiştir. Bu tarihte sayın Bülent Ecevit Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı idi. İkinci harekatın ardından görüşmelere devam edilmiş fakat bir netice alınamamıştır.
 Görüşmeler neticesinde bir netice alınamaması üzerine 14 Şubat 1975 yılında “Kıbrıs Türk Federe Devleti” ilan edilmiştir. Bu tarihten sonra da görüşmeler devam etmiş, KTFD Başkanı Rauf R. Denktaş yapıcı ve mantıklı çözüm önerileriyle hareket etmesine rağmen Başpiskopos Makarios ile diğer Rum ve Yunanlılar olumsuz tutumlarını devam ettirmişlerdir. Rumların başka seçenek bırakmaması ile 15 Kasım 1983 yılında Kuzey Kıbrıs’ta “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” kuvvetli bir oy birliğiyle ilan edilmiştir. Böylece Kıbrıs Türkü tam bağımsızlığına kavuşmuştur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak Rauf R. Denktaş seçilmiştir. KKTC’nin alan ölçücü 3355 km2 olup, Kıbrıs’ın % 36.26’sını oluşturmaktadır. 200.000 Kadar da nüfusu bulunmaktadır. 1983 Senesinden sonra da Türk tarafı olumlu bir şekilde hareket etmeye devam ederek Rum tarafıyla bir çok defalar anlaşmaya çalışmış, fakat Rum tarafı anlaşmama yolunu tercih etmiştir. Rum tarafı hala tüm Kıbrıs’ı ilhak etmek ve Enosis’i gerçekleştirmek istemektedir. Türk tarafı ise bir daha o eski vahşet ortamına dönmek istemediği için Rum toplumuyla iç içe yaşamak istememektedir. Türk tarafı ada içerisinde iki kesimli, Türkiye’nin garantörlüğünün devam ettirdiği, Rum nüfusunun kendi kesiminde kaldığı, kesimlerin eşit statüde bulunduğu bir “Konfederasyon” modeli üzerinde durmuş ve anlaşmaya çalışmış, fakat Rum tarafı bu önerileri reddetmiştir.
 
 


TÜRKİYE'DE TARİH EĞİTİMİNİ YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ?
EVET
HAYIR

(Sonucu göster)


Reklam
 
GÜNCEL DÖVİZ KURLARI
 
GÜNCEL ALTIN FİYATLARI
 
KÖŞE YAZILARI
 
 
Bugün 10 ziyaretçi (46 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=